Beyaz et sektörüne yönelik soruşturmada 32 kişi gözaltına alındı, 13 şirkete denetim kayyımı atandı.

Gerekçe ne?

Haksız fiyat artışı iddiası.

Tüketici mağduriyeti.

Piyasada rekabeti bozduğu değerlendirilen eylemler.

Dosyada “örgüt” suçlaması da var.

Ben de kendi market fişlerime baktım.

Aynı ürün, piliç ızgara tava…

13 Ocak 2026’da kilosu yaklaşık 345 liraya gelirken, bugün 514,95 liraya çıkmış.

5 ayda yaklaşık yüzde 49’luk artış.

Bu süreçteki resmi toplam enflasyon yüzde 16,60.

***

Evet, bu tablo izaha muhtaç.

Eğer beyaz et sektöründe şirketler aralarında anlaşarak fiyatları tüketici aleyhine belirlediyse, bu sonuna kadar soruşturulmalı.

Kartel varsa ortaya çıkarılmalı.

Piyasayı bozan, tüketiciyi ezen, sofraya gelen tavuğun fiyatını yapay biçimde yükselten bir yapı varsa dağıtılmalı.

Gerekirse en ağır cezalar verilmeli.

Çünkü gıda fiyatları bu ülkede artık gerçekten bir “beka” meselesi.

Mutfağa giren her ürün bir başka ihtiyaçtan vazgeçiş.

Sofraya konan her tabak bütçede açılan yeni bir gedik.

Fakat buradaki kritik nokta pahalı tavuğun bir örgüt dosyasına dönüşmesi.

Ekonomik bir iddianın, şirket yönetimine müdahaleye kadar uzanan ağır bir hukuki sürece bağlanması.

Soru çok…

Devlet tüketiciyi korurken hangi araçları kullanıyor?

Hangi ölçüyle hareket ediyor?

Hangi aşamada denetimden kayyıma geçiyor?

Geçişin sınırı nerede başlıyor, nerede bitiyor?

***

Gelin fişlerden hesaplamaya devam edelim.

Haziran 2024’te aynı pilicin kilogram fiyatı bu sene başından daha yüksek: 386 TL.

Yani son 2 yılda aynı üründeki artış oranı neredeyse yılbaşından bu yana ile aynı: yüzde 52,7.

Fişlerden devam.

Gelin başka ürünlerin fiyatlarına da bir bakalım.

28 Haziran 2024’te 42,50 liraya aldığım 15’li yumurta bugün 84,50 lira.

2 yılda yüzde 100 artış…

Günlük süt 64,95 TL.

Bugün 109 TL.

Artış oranı yüzde 68.

Ya da domates…

Temmuz 2024’te aldığım 1 kilo kokteyl domates 33,95 lira.

Şimdi 103 lira.

Yaklaşık yüzde 203 artış.

1 kilo patates 15,95 TL.

Bugün 57,95 TL.

Artış oranı yüzde 263.

***

Buradan her fahiş fiyat artışı yapanın şirketine kayyım atansın gibi bir sonuç çıkarmıyorum elbette.

Sadece bir gazeteci olarak soruyorum:

Hangi orandaki artıştan sonra kayyım atanıyor?

Yüzde 50 mi?

Yüzde 100 mü?

Yüzde 200 mü?

Piyasa denetimi hangi noktada ceza soruşturmasına, ceza soruşturması hangi noktada şirket yönetimine müdahaleye dönüşüyor?

İşte hukuk güvenliği tam da bu sorulara verilecek cevapta başlıyor.

***

Devlet haksız fiyat artışını soruşturur.

Kartel varsa ortaya çıkarır.

Rekabeti bozan yapıyı dağıtır.

Gerekirse ağır para cezası verir.

Tüketicinin hakkını korur.

Ama bütün bunları yaparken kuralı, ölçüyü, delili ve sınırı açıkça ortaya koymak zorundadır.

Bugün tavukçulara kayyım atanıyorsa, yarın kime atanacak?

Domatesçiye mi?

Biberciye mi?

Yumurtacıya mı?

Süt üreticisine mi?

Market zincirine mi?

Belediyeye mi?

Partiye mi?

Asıl mesele tam da burada.

Bu soruları sadece ve sadece tüketiciyi gerçekten koruyacak bir düzen için soruyorum.

Çünkü Türkiye’de kayyım artık sadece hukuki bir tedbir gibi görünmüyor.

Farklı alanlarda başvurulan bir yönetim refleksine dönüşüyor.

Siyasette, belediyelerde, şirketlerde, parti tartışmalarında, seçilmişlerin üzerinde, piyasanın içinde aynı gölge dolaşıyor.

Vatandaşın sofrasını korumanın yolu hukuk devletini ucuzlatmak olamaz.

Bu düzende; bugün pahalı olan tavuksa, yarın pahalı olan güven olur.

Bugün can yakan market fişiyse, yarın can yakan mülkiyet hakkının, hukuk güvenliğinin ve öngörülebilirliğin kaybı olur.

Tavuğun fiyatı elbette önemlidir.

Ama hukukun bedeli çok daha ağırdır.

Kaynak olarak ekle