TBMM’de kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”na CHP’nin katılma aşamasında, “Kayyum atamaları devam ederken, CHP’nin İstanbul il örgütüne beş bin polisle girilirken, başta Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu olmak üzere belediye başkanlarımız suçsuz, günahsız, delilsiz, ispatsız cezaevinde tutulurken, Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmazken, Tayfun Kahraman, Can Atalay fiilen hapiste tutulurken, AHİM kararları görmezden gelinirken, Demirtaş’ın, Kavala’nın hâlâ hapiste tutulduğu bir süreçte komisyonun da komisyon raporunun da sonuca bir katkısı olmayacaktır” deniliyordu.
CHP’nin savunması ise “Bulduğumuz her zeminde, her zamanda bu mücadeleyi olabilenin en etkili şekilde vermek bizim görevimiz. Komisyona kriterlerimizi koyarak oturduk “ oluyordu.
AF YOK, CEZASIZLIK ALGISI YOK
TBMM’de kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”nda CHP grubuna başkanlık yapan ortak yazım çalışmalarına büyük katkı veren CHP TBMM Grup Başkanvekili Murat Emir, partisinin temel duruşunu bize şöyle anlattı:
“Biz af istemiyoruz. Biz cezasızlık istemiyoruz. Biz adalet istiyoruz, hukuk devleti istiyoruz, demokratik siyaset alanının genişlemesini istiyoruz. Raporun lafta kalması halinde umut değil, güvensizlik büyür.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına eksiksiz uyum, tutuklamanın istisna olması, infaz adaletinin sağlanması, şiddet içermeyen düşüncenin terör suçu sayılmaması, basın ve ifade özgürlüğünün güçlendirilmesi, yerel yönetimlerde halk iradesinin korunması, yeni Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim hukuku reformunun rapora yansıtılması CHP’nin ısrarlı mücadelesi sonucu gerçekleştirildi.”
CHP VE MHP’NİN ORTAK ÇABASI
CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, raporun yazım aşamasında dikkat edilen önemli hususlardan bazılarını şöyle anlattı:
“Türkiye Cumhuriyeti’nin bütünlüğü, üniter yapısı, cumhuriyetin temel ilkeleri ve anayasal çerçevesiyle ilgili en ufak bir tereddüt yaratacak bir kavram, deyim, atıf söz konusu değildir. Hatta komisyonun temel hedefleri başlığı altındaki ikinci paragrafta, komisyon Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini, temel anayasal ilkelerini, demokratik işleyişini ve üniter devlet yapısını esas alan bir anlayışla çalışmalarını sürdürmüştür. Türkiye’nin üniter devlet yapısı, toprak bütünlüğü, Türkçe’nin resmi dil statüsü ve laik cumhuriyet ilkesi ortak temel değerlerdir, diyerek bunu çok açık ve net bir biçimde komisyon raporuna yansıttık.
Bu ibarenin yerleşmesi CHP ve MHP’nin özel katkısıyla oldu; tartışmaları baştan bitirdi. Samimiyetle bu konuda kaygıları olanların da bu hususa dikkat etmeleri gerekir. Ama birilerinin başka hedefleri, hesapları vardır. Onlar da önümüze çıktıkça mücadele etmesini biliriz. Ama CHP bu kavramların birinci dereceden sahibidir, bekçisidir.”
CHP’DEN BUTLAN DÜZENLEMESİ
Raporun yazımında en çok zorlanılan konu, Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu’nun, siyasi partilerin uzlaşısıyla gündeme gelebileceğini ve gelirken de mutlaka Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) yetkilerini belirleyen Anayasamızın 79. Maddesi çerçevesinde daha demokratik bir Siyasi Partiler Kanununun kurulması gerektiğini söylediği yer oldu. Çünkü, burada gündeme getirilen CHP’nin başını ağrıtan “mutlak butlan”dı. Murat Emir, bu kritik konuyu şöyle anlattı:
“Sözlerimizin hemen devamında ‘Demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarından olan siyasi partilerin kurumsal kimliklerinin korunması esas alınarak eksik ve yanlış uygulamalar gözden geçirilmelidir’ diyoruz. Buradan eksik ve yanlış uygulamalardan verdiğimiz örnek ‘butlan’ meselesidir. Aslında burada kast edilen de şu:
Siyasi partilerin kongre ve kurultaylarının kesinleşmesi ancak YSK kararıyla olur. Evet. Bizim hukukumuzda bunun dışında bir yol söz konusu değildir. Ama süreler kaçırılmış, YSK’nın kararları kesinleşmiş ama bir hukuki dayanak bulup kendilerince siyasi partilere kayyum atamak ve bunun üzerinden siyasi rakibi olan partiyi hizaya çekmek arayışı bir büyük bir hukuksuzluğa yol açıyor.
CHP İLE BAŞ EDEMEYENLER
Önce bakıyorlar ‘Siyasi Partiler Yasasında hüküm yok’ diyorlar. Dönüyor Dernekler Kanununa gidiyor. ‘Hüküm yok’ diyor. Gidiyor Medeni Kanun’ndaki ‘mutlak butlanı’ buluyor. O da şu: Hukukta öyle bir yol var ki ‘mutlak butlan’ olağanüstü bir hukuksuzluk var ise bir şekilde ne kadar zaman aşımı olursa olsun ortaya çıktığı anlaşıldığında düzeltilmesi gerekir. Örnek iki erkek yanlışlıkla evlenmişse, bunun üzerinden ne kadar süre geçerse geçsin o evliliğin butlan sayılması gerekir. Yani bu tip durumlar için uygulanan bir kanun bu. Dolayısıyla burada hukuki bir durum yok.
Ama CHP ile baş edemeyen, diz çöktüremeyen, Genel Başkanına ‘Evinde otur, koltuğuna sahip çık’ deyip de mitingleri yapmasının önüne geçemeyenler böylesine olmayacak hukuki yollardan CHP’yi kıskaca alma çabasına giriyorlar. Bizim için bu.
BUTLAN ZATEN OLMAMASI GEREKİR
‘Butlan’ diye bir şey zaten olmaması gerekir. Burada beş parti de aslında buradaki eksik ve yanlış uygulamaların gözden geçirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Çünkü uygulama yanlış. YSK kararı tam. Örneğin İstanbul için düşünün bir oylamaya hile karıştırma suçu gerçekleşmiş olabilir. Ama bu, o kişileri ilgilendirecek, kişiler hukuku bakımından yargısal sonuç doğurabilir. Ama buradan hareketle YSK’nın onayladığı bu kadar farklı kazanım, bitmiş bir kurultayı iki yıl sonra dönüp iptal etmeye çalışmak siyasi rakibini faulle yok etmeye çalışmaktır.”
Şunu da unutmamak gerekir: Bu bir ortak rapor. Ortak raporu yazmış olmak bile demokrasi kültürümüz bakımından kıymetlidir.