ABD ve İsrail, 28 Şubat 2026 tarihinde, uluslararası hukuka aykırı olarak, en son teknoloji ile donatılmış hava, deniz harp silah ve sistemleri ile İran’a saldırı başlatmıştı. Bu saldırı sonucu dini lider Ayetullah Ali Hamaney, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, çok sayıda üst düzey yönetici ve devrim muhafızları komutanı, kız okulunda 175 çocuk olmak üzere, 7 Nisan 2026 tarihine kadar 2.076 kişi hayatını kaybetti, 26.500 kişi yaralandı.
Birleşmiş Milletler (BM) Antlaşması’nın 51. maddesinde belirtilen meşru savunma hakkı kapsamında, İran hipersonik balistik füzeleri ile kamikaze dronlarla, İsrail’in hemen her bölgesine ve 8 körfez ülkesindeki ABD’ye ait askeri hedeflere cesaretle ve kararlıkla taarruz başlattı. Buralarda da 13 ABD askeri ile 26 İsrail vatandaşının yanı sıra körfez ülkeleri vatandaşlarından 140 kişi hayatını kaybetti. Süreçte 7.183 İsrail vatandaşı ve 400 ABD askeri ile körfez ülkelerine mensup 303 kişi yaralandı.
İKİLEM İÇİNDE
İran, 19 Mart 2026’dan itibaren 8 körfez ülkesindeki Amerikan üsleri ve İsrail’in hemen her yerine balistik füzeler ve kamikaze dronlar ile saldırılar düzenlemeye devam etmekteyken dünya petrolünün yüzde 30’unun, Sıvılaştırılmış Doğal Gaz’ın (LNG’nin) yüzde 20’sinin üzerinden geçtiği Hürmüz Boğazı’nı kapatarak mücadele azim ve kararlığını jeopolitik avantajından yararlanıp ABD ile körfez ülkelerini bu yöntemle caydırmayı başardı.
ABD Başkanı Trump, savaşın 40. gününde, 8 Nisan 2026 tarihinde, Hürmüz Boğazı’nın tamamen açılması şartıyla İran ile 2 haftalık karşılıklı geçici ateşkesi kabul ettiğini duyurdu. İran için kazanım olmakla birlikte, Netanyahu yönetimince bu durum açık ve sert bir şekilde ifade edilmese de arzu edilmeyen bir gelişme olarak değerlendirildi. Ateşkes kararı, Trump’ı savaşı tırmandırmak ya da geri adım atmak gibi tehlikeli bir ikilemden kurtardı.

BARIŞA ENGEL DURUMLAR
İYİ Parti Genel Başkan Başdanışmanı emekli Tuğgeneral Ali Demir, görüşmeler devam ederken ABD’nin baskın tarzında saldırılarda bulunması nedeniyle ABD’ye güven duymadığını, yeniden saldırmayacağına ilişkin yazılı taahhütte bulunmasının istendiğini hatırlattı. Demir, gelişmeleri şöyle yorumladı:
- “Trump, ABD askerlerinin dinlenmesi, planların revize edilmesi, silah, mühimmat, hava ve deniz harp silah sistemlerinin bölgeye intikali ve bir sonraki kapsamlı saldırı hazırlığı için 2 haftalık ateşkes sürecini araç olarak kullanmayı tercih etti. ABD yetkilileri, İran’la varılan ateşkesin Lübnan’ı kapsadığına ilişkin söz vermediklerini öne sürmeleri nedeniyle İran, geçici ateşkesin Lübnan’ı da içerdiği gerekçesiyle görüşmeleri çıkmaza soktu.
- İran’ın, Hürmüz Boğazı’nı kontrol etme kapasitesini eskisinden daha radikal giriş ve çıkış rotası prosedürü içeren tanker taşımacılığını zorlaştırıcı, geciktirici kurallar öne sürüyor. İsrail’in Lübnan saldırılarını gerekçe gösterip Hürmüz Boğazı’nı geçici olarak kapattı.
DONDURULAN 27 MİLYAR DOLAR
- İran’ın, ABD dolarına endeksli uluslararası ödeme sisteminden kaçınmak ve yaptırımların etkilerini azaltmak amacıyla ateşkesi fırsat bilip Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol tankerlerinden varil başına 1 dolar tutarında geçiş ücreti (toll) alınacağı, ödeme yönteminin ise kripto para birimleri ya da Çin yuanı ile gerçekleştirileceği, uluslararası bankacılık sistemi SWIFT’e bağlı dolar transferine alternatif oluşturulacağı yönündeki isteğinde ısrarcı davranıyor.
- Hava Kuvvetlerindeki zafiyetine rağmen, bölgenin en gelişmiş balistik füze ve İHA (dron) envanteri vasıtasıyla İsrail’in katmanlı hava savunma sistemlerini (Demir Kubbe, Arrow-2, David’s Sling) aşabilme başarısı gösteren İran, 400-450 kg civarındaki yüzde 60-65 oranında zenginleştirdiği uranyumu, 15 adet nükleer silaha ulaşabilmek amacıyla yüzde 80-85 düzeyinde zenginleştirme hedefine yönelik çalışmalarına ivme kazandırması.
- İran’ın yurt dışında dondurulmuş yaklaşık 27 milyar dolarlık varlıklarının serbest bırakılması isteğinin ABD tarafından kabul edilmemesi.
- İran’ın, Hamas, Hizbullah, Husiler, Haşdi Şabi vekil güçlerine güçlü bir şekilde destek vermeye devam etmesi.”
İki tarafın da son derece farklı isteklerinde ısrarcı davranması ve taviz vermeye yanaşmaması, silahlı çatışmaların tekrar başlayabileceği ve kalıcı bir barış antlaşmasının hayata geçirilmesinin zor olacağını gösteriyor. Askeri ve ekonomik baskıların devreye sokulması suretiyle barışı antlaşmasının ya da ateşkes süresinin uzatılması olasılık dahilinde. Görüşmelerin başlayacağının açıklanması da umut yarattı.