Ülkede yaşanan tüm olumsuzluklara, ulusça çekilen sıkıntılara, halka verdikleri sözleri tutmayan ve hep kendi çıkarlarını kollayan siyasilerin egoizmine rağmen dünya dönüyor, hayat inişli çıkışlı yollarıyla devam ediyor.
İnsanlar, mutluluk ve huzuru yuvalarında bulmaya çalışıyorlar.
Evlatlar ve torunlar... Ailelerin en büyük zenginliği...
“Evlâdın ayağı taşa çarpsa anne ve babanın yüreği yanar” denir.
Evlat ve torun hayatın insana bahşettiği birer mucizedir.
Evlât yetiştirmek büyük bir sevgi, emek ve sabır işidir. Torun ise o emek ve sabrın ödülü...
Hiçbir çiçek, hiçbir parfüm, evlat ve torun kadar güzel kokmaz.
İnsanların canlarından da öte candır evlât ve torun...
★★★
Çocuklarımızı yıllar önce evlendirdik. Hayat ağacımızın tomurcukları olan torunlarımız büyüdü, sıra onları evlendirmeye geldi.
Önceki gece kızım Pınar’ın kızı Eda ile, evladımız gibi sevdiğimiz (dizi filmlerdeki jönler kadar yakışıklı) sporcu Sinan Yumak’ın düğünündeydik.
İki farklı hayatı tek yürek gibi bir araya getiren, hayat yolculuğunun en güzel arkadaşlığıdır evlilik...
Dilerim Eda ve Sinan için de öyle olur ve aynı yolda ömür boyu beraber ve mutlu yürürler.
İnsanlar eş seçerlerken aslında kendi hayat yolculuklarının tercihini yapmış oluyorlar.
★★★
Eda ve Sinan’ın düğünü, İstanbul’un bakir kalmış güzelliklerine sahip nadir ilçelerinden biri olan Şile’de, butik bir otelde yapıldı.
Harika doğada, her yanı ağaçlarla sarılmış olan otelin yeşil çimenli bahçesinde seçkin bir davetli topluluğu vardı.
Ortam, doğasıyla, insanlarıyla, müziğiyle şiirsel bir yapıya dönüşmüştü...
Düğünde gelin ve damattan daha heyecanlı iki kişi vardı: Biri, gelin Eda’nın anneannesi eşim Emel Turan, diğeri Eda’nın babaannesi Sevim Hangül...
Gözleri mutluluk yaşlarıyla ıslanmış halde “Hayatımızda ilk defa nikâh şahitliği yapacağımız için o kadar mutluyuz ki...” diyorlardı.
Gelin ve damadın 6 şahidinden ikisi, hayatlarının en mutlu günlerinden birini yaşayan Emel ve Sevim hanımdı...
★★★
Düğün sırasında ben tabii ki, mutluydum ama bir yandan da derin bir sızı yüreğimi burkuyordu.
Ülkemizde bütün gençlerimiz hak ettikleri halde, böyle düğün yapma imkânına sahip olanların sayısı ne yazık ki, nüfusumuza göre son derece az.
Milyonlarca harika gencimiz, bırakın düğün yapmayı, sade bir nikâh töreniyle evlenmeyi bile hayal edemiyor.
Yanlış ekonomik politikalar, gençlerimizi de, ailelerini de dertler denizinde çırpınmaya mahkûm etti maalesef!
Nüfusumuzun en az yarısı, yalnız karınlarını doyurmak için yaşıyor. Birçok şeyden vazgeçmiş, usanmış ve yaşam güçlerini yitirmiş durumdalar!
Dilerim bu karanlık günler, ilk seçimde aydınlığa dönüşür. Başka ne diyebilirim ki?
GÜNÜN SÖZÜ
Hukukun, yasaların ve adaletin bittiği yerde zulüm başlar!