Gırgıriye neden kapalı gişe?

"Gırgıriye", tam 46 yıl sonra yeniden sahnede... Türk tiyatrosunun yaşayan efsanesi Perran Kutman, 12 yıllık bir hasretin ardından bu oyunla aramıza döndü. Sahneye çıktığı ilk andan itibaren 9 bin kişilik dev bir ordu tarafından karşılanan oyunun biletleri, satışa çıktığı dakikalar içinde tükendi.

Salon önlerinde uzayan kuyruklar, tiyatro salonlarına sığmayan o yoğun talep derken; gösterimlerin kongre merkezlerine ve spor salonlarına taşınmasıyla başlayan o meşhur "koltuk krizi" geçtiğimiz haftaya damga vurdu. Aslında bu krizin teknik detaylarına girip zaten yeterince konuşulmuş bir meseleyi uzatmayacağım. Benim asıl üzerinde durmak istediğim; herkesin ezbere bildiği yarım asırlık bir Sulukule hikâyesinin, kısıtlı reklama ve yüksek bilet fiyatlarına rağmen neden bu denli büyük bir rağbet gördüğü...

BİZ ASLINDA NEYİ ARADIK?

İçinde benim de bulunduğum o kalabalığa baktığımda gördüğüm tek bir şey vardı: Özlem. Perran Kutman’ı yeniden sahnede görecek olmanın heyecanı ve onun temsil ettiği değerlere duyulan o sonsuz hasret... Çoğumuzun zihninde o sadece usta bir sanatçı değil; milyonlarca evin salonuna giren, bize öğretmenliğin ve öğrenciliğin ötesinde "insanlığı" anlatan Afet Öğretmen’di. Öyle ki, onun duruşuyla ilham alıp öğretmenlik mesleğini seçen koca bir nesil yetiştirdi.

Hatta o meşhur "Rıdvan Kanat Lisesi" ismindeki ince detayı hatırlayanlar olacaktır; senarist Gani Müjde’nin usta oyuncuya bir jestiydi bu isim. Rıdvan Kanat, Perran Kutman’ın babasının adıydı. İşte biz, babasının ismini taşıyan o hayali okulda bize "hayat bilgisi" veren o kadının gölgesine, iki saatliğine de olsa yeniden sığınmak istedik. Mahalle kültürünün, dayanışmanın, sokakta çocukların korkusuzca oyun oynayabildiği zamanları, yoksulluğun samimiyetle örtüldüğü dar sokakların sıcaklığını, yani "Eski Türkiye"yi yeniden solumak için oradaydık.

Çünkü televizyonlardaki o "full makyajlı" yapaylıktan hepimiz bunaldık. Her biri holding yöneten kusursuz erkeklerden, Boğaz’daki yalılardan, yataktan fönlü saçlarla kalkan çok güzel ama ruhu çekilmiş kadın karakterlerden öyle bir bıkmışız ki; bizi eski günlerin inandırıcılığına götürecek Perran Kutman ve Müjdat Gezen gibi isimlerin temsil ettiği o saf niyeti aradık.

HAYALDEN UYANIŞ: YENİ TÜRKİYE’NİN KİBRİ

Ancak tam o noktada, Eski Türkiye hayalimizden sarsılarak uyandık ve gözlerimizi "Yeni Türkiye"nin sert gerçekliğine açtık.

Bir yanda daha çok bilet satmak uğruna müşteri memnuniyetini hiçe sayan bir organizatör amatörlüğü; diğer yanda ise "parasını verdim" diyerek kendini salonun sahibi sanan, sahnedeki emeği sabote edecek kadar cüretkârlaşan bir izleyici kibri... Yeni Türkiye’de kim daha çok bağırırsa o kadar haklı; bir haksızlığa mı uğradı, çevresindeki herkesi o haksızlığın kurbanı etmeye kararlı. Nezaketle çözüm beklemek şöyle dursun, mağduriyetini bir saldırı silahına dönüştüren bir anlayışla baş başa kaldık.

Velhasıl; bizi 50 yıl öncesinin o insan sıcaklığına götürsün diye büyük bir heyecanla beklediğimiz gece, bir dramla son buldu. 12 yıl sonra seyircisiyle kucaklaşan o efsane isim, Perran Kutman, o olaylı akşamı kuliste ağlayarak geçirdi. Gırgıriye’nin mimarı ve yarım asırlık hoca Müjdat Gezen ise geceyi hastanede noktaladı.

Biz eskiyi aramaya gitmiştik; ama yanımızda yeninin kibrini de götürdüğümüzü, hayalimizden uyanınca anladık.

Yazarın Diğer Yazıları