İki Fatih’ten biri…

Milli Takım’da Dünya Kupası süreciyle başlayan kötü gidişat, Uluslar Ligi’nde de devam etti. Turnuvanın ilk dört maçında beklentilerin çok uzağında kalan Ay-Yıldızlılar, sonunda Montella ile yollarını ayırdı. Avrupa Şampiyonası’nda elde edilen başarı ve bizi uzun yıllar sonra Dünya Kupası’na taşıması elbette İtalyan teknik adamın hanesine yazılmalı. Ancak futbolda geçmiş başarılar, geleceğin garantisi değil. Bazen ne kadar çabalarsanız çabalayın olmuyor. İşte tam da bu noktada devreye kan değişimi giriyor.

Milli Takım’ın artık yeni bir heyecana, yeni bir sese ve yeni bir başlangıca ihtiyacı var. Peki, Montella’nın ardından bu koltuğa kim oturmalı?

HERKES ARDA'YI KONUŞUYOR AMA...

Herkes Arda Turan’ın adını konuşuyor. Shakhtar Donetsk’te ortaya koyduğu performansla dikkat çeken genç teknik adamın gelecekte Milli Takım’ın başında olması elbette ihtimal dahilinde. Ancak bana göre bugün için biraz erken. Arda’nın önünde kendisini geliştirebileceği, Avrupa futbolunda daha fazla tecrübe kazanabileceği uzun bir yol var. Üstelik Shakhtar gibi önemli bir kulüpte henüz yolun başındayken böylesine büyük bir sorumluluğun altına girmek, kariyerinin bu aşamasında gereksiz bir baskı yaratabilir.

Benim adaylarım iki Fatih: Fatih Terim ve Fatih Tekke.

İlk aday, Türk futbolunun en tecrübeli isimlerinden Fatih Terim. Şu anda boşta olan Terim, kriz dönemlerinden çıkmayı, futbolcularına güven aşılamayı ve büyük turnuvaların atmosferini yönetmeyi bilen bir isim. Milli Takım’ı daha önce çalıştırmış olması da önemli bir avantaj.

Diğer adayım ise Trabzonspor’da kısıtlı imkanlara ve kadro şartlarına rağmen önemli işler başaran Fatih Tekke. Bordo-mavililerde ortaya koyduğu futbol, oyuncularıyla kurduğu iletişim ve takımına kazandırdığı kimlik, Tekke’nin neden bu koltuk için düşünülebileceğini gösteriyor.

İki ismin ortak noktası, futbolcularıyla kurdukları iletişim ve takımlarına kazandırmaya çalıştıkları cesur oyun anlayışı. Milli Takım’ın yalnızca sonuç almaya değil, yeniden kimlik kazanmaya da ihtiyacı var. Sahada ne yaptığını bilen, baskı altında dağılmayan ve formasının ağırlığını hisseden bir takım izlemek istiyoruz.

TARAFTARA GÜVENİYORUM

Galatasaray, yarın akşam sahasında dünya devi Barcelona’yı ağırlayacak. Sezona müthiş bir başlangıç yapan, rakiplerini birer birer geçerek gücünü gösteren Katalan ekibi, sarı-kırmızılı camiada ister istemez tedirginlik yaratıyor. Ancak ben bu maç öncesinde Barcelona’nın gücünden çok Galatasaray’ın iç sahadaki atmosferine ve taraftarının yaratacağı etkiye odaklanıyorum.

Çünkü Galatasaray’ın kendi sahasında neler yapabileceğini geçmişte defalarca gördük. Tribünlerin dolduğu, taraftarın ilk düdükle birlikte takımını ateşlediği gecelerde sarı-kırmızılılar, rakibin kim olduğuna bakmadan mücadele edebiliyor. Avrupa’nın en büyük kulüplerini ağırlarken ortaya çıkan atmosfer, rakipler için de kolay aşılabilecek bir engel değil.

Galatasaray ilk dakikalardan itibaren oyunun içinde kalır, tribünlerin desteğini arkasına alır ve rakibine karşı cesur bir futbol ortaya koyarsa üç puan hiç de sürpriz olmaz.

Okan Buruk ve öğrencilerinin büyük takımlara karşı iç sahada aldığı sonuçlar ortada. Geçen sezon Liverpool ve Juventus gibi Avrupa futbolunun önemli ekiplerine karşı elde edilen başarılar, Galatasaray’ın doğru plan ve yüksek motivasyonla neler yapabileceğinin göstergesi.

Şimdi gözler Rams Park’ta olacak. Galatasaray, Avrupa’nın devlerinden birini daha eli boş gönderebilecek mi? Barcelona’nın görkemli sezon başlangıcı İstanbul’da sekteye uğrayacak mı?

 

Yazarın Diğer Yazıları