DÜNYA son bir yıl içerisinde Türkiye’den iki Muhammet’i konuştu.
Birinden günlerdir söz ediyoruz.
Adı, Muhammed Yarız.
AK Parti’nin altın çocuğu...
28 yaşında milyarlarca TL’yi yönetiyor. Fondan akan paralarla 14.5 milyon dolarlık süper yatı, villası ve lüks otomobilleri var. Soruşturma açıldığını haber alınca servetini İsviçre’ye kaçırdı. Marmaris’ten süper yatına binip Yunanistan’a gitti. Şimdi tutuklu.
Diğeri ise Muhammet Kendirci...
Şanlıurfa’nın Bozova ilçesindeki mezarlıkta 11 aydır yatıyor.
Kompresörlü işkence
Muhammet, berber Ahmet ile ev hanımı Nebihe’nin 15 yaşındaki oğlu.
Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) kapsamında Bozova’da 1.5 yıldır Teknikeller Mobilya adlı marangoz atölyesinde çalışıyordu.
Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianameye göre 14 Kasım 2025 günü saat 16.00 sularında kalfa Habib Aksoy, yere düşen Muhammet’in üzerine çıktı ve insan onurunun kaldıramayacağı bir işkenceyi uyguladı.
Mobilya ve elbiselerin üzerindeki toz ve talaşı temizlemek için kullanılan, kompresöre bağlı, basınçlı hava bulunan hortumu çocuğun makatına dayadı.
Saniyeler içerisinde Muhammet’in karnı şişti.
Çocuk kustu, kustu, kustu...
Öldürücü VE TEHLİKELİ
O basınçtaki kompresörün yakından kullanılması halinde üzerinde kıyafet olsa dahi insan vücuduna zarar verebileceği ve tehlikeli olduğu biliniyor.
Muhammet, dört gün sonra can verdi.
Adli Tıp raporunda, “Maktulün ölümünün makata kompresörle hava basılması ile husulü mümkün bağırsak yırtılması ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği” belirtiliyor.
Bu nasıl şaka?
Kalfa Habip Aksoy, yurt dışına çıkış tedbiriyle serbest bırakıldı. Bu vicdansızlık infial yaratınca yakalama çıkarıldı.
Aksoy, Gaziantep’te saklandığı evde bulunup tutuklandı.
İfadesinde, “Kendirci’nin pantolonundaki talaşları temizlerken karnı şişti” dedi.
Aksoy, bu savunmayı yaparken...
Tanık Mustafa Boz ise ‘şaka’ yalanını uydurdu.
“Bunlar karşılıklı şakalaşıyordu. Aksoy havayı makatına tuttu” diye ifade verdi.
Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı günlerde yaptığı yazılı açıklamada, yalanın üzerine atladı.
Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Aksoy, şakalaşmak maksadıyla kompresörü makat bölgesine doğrultarak, eliyle hortumu bastırmıştır.”
Acı olan ne, biliyor musunuz...
Bu yalan, işkencenin gerekçesi kabul edilerek, iddianameye de kondu.
İddianameden:
“Habip ile Muhammet arasında kavga etmelerini gerektirir bir sebep olmaksızın, şaka yollu olaylar esnasında, şüphelinin maktulün düştüğünü görmesi sonrası üzerine çıkarak, hortumu makat bölgesine tutması neticesinde ölümün meydana geldiği...”
Aksoy, “Şakalaştık” diyor mu?
Demiyor.
Tanığı doğrulayacak görüntü var mı?
Yok.
Muhammet’in, işkence sırasında üzerinde olduğu ifade edilen pantolonu incelendi mi?
Hayır.
Çünkü hastanede kaybolduğu ileri sürülüyor.
Savcılık hangi kanıta göre yalanı dayanak alıyor?
Böyle şaka mı olur!
Hayatın olağan akışına aykırı
İddianamede “Bu hareketin, hayatın olağan akışı çerçevesinde ağır bedensel zarar ve ölüm riskini barındırdığının öngörülebilir olduğu” vurgulanıyor.
Kalfanın “basınçlı hava ekipmanlarının kullanım özellikleri ve tehlikeleri hakkında mesleki bilgiye ve deneyime sahip olduğu” anlatılıyor.
İddianameden devam edelim:
“Buna rağmen tehlikeyi kabullenerek eylemini icra ettiği, şaka mahiyetinde gerçekleşen eylemler içerisinde dahi neticenin öngörülebilirliğinin kalmadığından söz edilemeyeceği, öldürücü etki doğuracağını öngörmesine rağmen...”
Direnmez mi?
İyi de...
Aksoy, 19 yaşında.
1.86 santimetre boyunda, 74 kilo ağırlığında.
Muhammet ise 15 yaşında, 1.68 santimetre boyunda ve 65-70 kilo.
Aksoy’un bir eliyle Muhammet’i yere bastırırken, diğer eliyle hortumu makata dayaması hayatın olağan akışına uygun mu?
Kendirci, direnmez mi?
Kaçıp uzaklaşmaya çalışmaz mı?
Bu senaryo benim aklıma hiç yatmıyor.
Aksoy’un bir suç ortağının olduğunu düşünüyorum.
Bana sorarsanız...
İşkencenin gerçek nedeni de şakalaşma değil.
Duruşma bugün
Habip Aksoy’a ‘çocuğa karşı olası kastla öldürme’ suçlamasından müebbet hapis cezası istemiyle Şanlıurfa 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.
İlk duruşma bugün.
Kendirci ailesi bütün yoksulluğuna rağmen kan parası teklifini reddetmiş.
“Çocuğumuzun kanı satılık değil” diyor annesi Nebihe Hanım.
Mümkün olmayacağını biliyor bilmesine ya, anne yüreği bu, bir mucize olsun, Muhammet çıkıp gelsin istiyor.
Şöyle konuşuyor Nebihe Hanım:
“Varız ama yokuz. Nefes alıyoruz ama yaşamıyoruz. Gözümüz Muhammet’i arıyor. Yokluğunu kabullenmemişiz. Öldü kelimesini yakıştıramıyorum. Ağzım varmıyor. ‘Gitti’ diyorum. Yarın belki bir mucize olacak. ‘Anne ben geldim, senin yanındayım’ diyecek. Onu bekliyorum sadece.”
İki Muhammet var.
Biri artık annesine geri dönemeyecek.
Diğeri mi?
İhtimaldir ki...
Bodrum açıklarındaki süper yatına binmeyi, yurt dışına kaçırdığı servetle gününü gün etmeyi bekliyor.