Bir meslek düşünün…
Devlet memuru değilsiniz ama devletin vergi sisteminin yükünü taşıyorsunuz. Kamu çalışanı değilsiniz ama sayısız bildirim ve beyanı hazırlıyorsunuz. Maaşınızı devletten almıyorsunuz ama devletin her yeni düzenlemesi doğrudan sizin çalışma masanıza geliyor. Müşteriniz belgesini geç gönderiyor, siz yetişmeye çalışıyorsunuz. Ücretinizi ödemiyor, siz yine işinizi yapıyorsunuz. Mevzuat değişiyor, öğreniyorsunuz. Sistem değişiyor, adapte oluyorsunuz. Hata olduğunda ise sorumluluk kapınıza geliyor.
Sonra dönüp size “Muhasebe ücretiniz neden bu kadar?” diye soruluyor.
İşte Türkiye’de mali müşavirlik mesleğinin geldiği nokta tam olarak budur.
Ve artık lafı dolandırmanın anlamı yok:
Mali müşavirler Gelir İdaresi Başkanlığı’nın arka bahçesi değildir.
Devletin ücretsiz personeli değildir. Her yeni düzenlemenin uygulama memuru değildir. Mükellefin yapmadığı işi tamamlamak için kurulmuş bir tampon bölge hiç değildir.
Elbette güçlü bir vergi sistemine ihtiyacımız var. Kayıt dışılıkla mücadele etmek, vergi tabanını genişletmek ve dijitalleşmek zorundayız. Ancak bunların hiçbiri, sistemin bütün operasyonel yükünün mali müşavirlerin üzerine bırakılmasını gerektirmiyor.
Yıllardır aynı tabloyu görüyoruz.
Yeni bir düzenleme geliyor; mali müşavir uyguluyor.
Yeni bir bildirim geliyor; mali müşavir hazırlıyor.
Yeni bir elektronik sistem kuruluyor; mali müşavir öğreniyor.
Mükellef anlamıyor; mali müşavir anlatıyor.
Mükellef belgeyi son gün gönderiyor; mali müşavir yetişmeye çalışıyor.
Sistem çalışmıyor; mali müşavir bekliyor.
Son tarih geçiyor; bu kez “Neden takip edilmedi?” diye mali müşavire soruluyor.
Kusura bakmayın ama mali müşavirin günü de 24 saat.
Mali müşavir hizmet veriyor, fatura kesiyor ama parasını zamanında alamayabiliyor. Bir ay, iki ay, üç ay… Buna rağmen işini yapmaya devam ediyor. Çünkü müşteriyi kaybetmek istemiyor.
Yahu tahsilat/tahakkuk eksenli Gelir Vergisi-KDV çelişkisini bile çözmeye niyetlenmediniz.
Burada ciddi bir çelişki var.
Devlet kendi alacağını güvence altına almak için güçlü tahsilat mekanizmalarına sahip. Mükellefin borcunu takip ediyor, gecikme zammı uyguluyor, gerektiğinde yaptırım uyguluyor.
Peki mali müşavir verdiği hizmetin bedelini tahsil edemediğinde ne oluyor?
Kendi başının çaresine bakıyor.
Bir başka önemli sorun ise sorumluluk.
Mali müşavirden ciddi bir sorumluluk bekleniyor. Ancak sorumluluk ile yetki aynı ölçüde büyümüyor.
Mükellef belgeyi geç veriyor.
Mükellef yanlış bilgi veriyor.
Mükellef işlemini zamanında bildirmiyor.
Mükellef son güne bırakıyor.
Bütün bunların sonunda sistemin aksamaması bekleniyor.
Çünkü “Mali müşavir takip eder.”
Hayır.
Mali müşavir mükellefin iradesinin yerine geçemez. Mükellefin vermediği belgeyi yaratamaz. Bir işletmenin sahibi değildir. Kendisine verilen bilgi ve belgeler üzerinden mesleğini yürütür.
Sorumluluk veriyorsanız, o sorumluluğu yerine getirecek yetkiyi de vermek zorundasınız.
Aksi halde ortaya mesleki sorumluluk değil, sınırsız sorumluluk çıkar.
O zaman verin sınırlı inceleme yetkisi, ona göre konuşulur.
Dijitalleşme de bu noktada ayrı bir tartışma konusu.
Dijitalleşmenin amacı insanın işini kolaylaştırmak olmalı. Fakat zaman zaman kağıt azalırken ekran çoğaldı, fiziki işlem azalırken elektronik yükümlülükler arttı.
E-fatura, e-arşiv, e-defter, KDV, muhtasar, geçici vergi, SGK ve sürekli değişen yeni uygulamalar…
Her yeni sistemin arkasında bir insan olduğunu unutmamak gerekiyor.
O insan da mali müşavir.
Bugün yaklaşık 150 bin mali müşavirden söz ediyoruz. Bu nedenle mesele sadece 150 bin kişinin meselesi değil. Çünkü onların arkasında milyonlarca işletme var.
Mali müşavir yetişemezse işletme de yetişemez.
Mali müşavir üzerindeki maliyet artarsa işletmenin maliyeti artar.
Mali müşavir meslekten koparsa sistemin yetişmiş insan kaynağı azalır.
Dolayısıyla mesele “Mali müşavirler biraz daha fazla kazansın” meselesi değildir.
Mesele Türkiye’nin vergi sisteminin sürdürülebilirliğidir.
Üstelik geleceği de düşünmek zorundayız.
Genç bir üniversite mezununa bugün mali müşavirlik mesleğini anlatırken; sürekli değişen mevzuattan, bitmeyen bildirimlerden, yoğun iş yükünden, tahsilat sorunlarından ve ağır sorumluluklardan söz edip sonra “Gel, bu mesleği seç” diyorsak, o gencin vereceği cevabı da düşünmeliyiz.
Bir mesleğin geleceği, bugün kaç kişinin o mesleği yaptığıyla değil, yarın kaç kişinin o mesleğe girmek istediğiyle ölçülür.
Artık anlayışın değişmesi gerekiyor.
Yeni düzenleme hazırlanırken yalnızca “Devlet bunu nasıl takip eder?” diye sorulmamalı.
“Bu düzenleme sahada mali müşavirin iş yükünü ne kadar artıracak?” sorusu da sorulmalı.
Elinizi vijdanınıza koyun, bir defa ya.. Bir defa sordunuz mu meslek mensuplarına bir hamle yaparken.
Bir defa danıştınız mı?
TÜRMOB ve oda yönetimlerinin bu kadar işlevsiz hale getirildiği dönem yoktur.
Devasa bir meslek örgütünün GİB'de temsil düzeyini hiç düşündünüz mü?
Stajyerlerin problemlerini hiç masaya yatırdınız mı?
Kimse kusura bakmasın ama avukatlara 15 yıl kıdemden sonra yeşil pasaport verilirken, arka bahçe olarak gördüğünüz meslek mensuplarını bir kere düşündünüz mü?
Vergide ombudsmanlık kurumunu hiç düşündünüz mü mesela?
Mali müşavirlerin talebi daha az çalışmak değil. Devletten ayrıcalık istemiyorlar. İstedikleri şey son derece basit:
Emeğinin karşılığını almak, sorumluluğunun sınırını bilmek ve mesleğinin saygınlığını korumak.
Bunun adı imtiyaz değil.
Bunun adı adalet.
Türkiye’nin güçlü bir vergi sistemine ihtiyacı var.
Ama güçlü vergi sistemi, mali müşavirleri devletin ücretsiz personeline dönüştürerek kurulamaz.
Gelir İdaresi kendi görevini yapacak.
Mükellef kendi sorumluluğunu yerine getirecek.
Mali müşavir de kendi mesleğini yapacak.
Mali müşavir, vergi sisteminin paydaşıdır.
Ve paydaşın sadece sorumluluğu olmaz.
Hakkı da olur, sözü de olur, değeri de.