Tahtın ordusu

Hicaz demiryolunda çöl kavruluyordu. Yüzbaşı Selim, matarasındaki son yudum suyu Yozgatlı er İsmail’e uzattı. Aç, susuz askerler Mekke yolundaydı. Ama düşman karşıdan tan yerinden değil, arkadan karanlıktan geldi. Kefiyeli Arap isyancılar saldırdı. İsmail sırtına saplanan hançerle yere yığıldı.

O 2 Temmuz 1917 günü Ürdün çölünde 550 kişilik Osmanlı birliğinde 300’den fazla Mehmetçik katledildi. 160’ı esir düştü. Saldırıyı bizzat yöneten İngiliz subayı (Arabistanlı) Lawrence’ın raporundaki rakamlar bunlar.

★★★

Kimdi bu saldırıyı yapanlar?

10 Haziran 1916’da Mekke Emiri Şerif Hüseyin, Osmanlı’ya karşı isyanı başlattı. İngilizler para, silah, topçu verdi. Lawrence da emirin oğlunun kuvvetlerine katıldı.

Hüseyin bugünkü Suudi hanedanından değildi. Ama Suud ailesi de İngilizlerle ilişkiliydi. Mesela İngiliz istihbarat subayı Shakespear’in 1914 yılı yazışmalarında İbn Suud için şu ifade geçiyordu. “A British vassal for good.” Yani “Kalıcı bir İngiliz vasalı.”

Aradan 110 yıl geçti. İngilizlerin yerini Amerikalılar aldı. Develerin yerini savaş uçakları, kılıçların yerini milyarlarca dolarlık füzeler aldı.

Peki sonuç?

10 Ekim’de Husiler Riyad’daki Kral Halid Havalimanı’nı vurdu. 13 kişi öldü, 300’den fazla kişi yaralandı. Milyarlarca dolarlık füzeleri olan Suudi Arabistan başkentini bile koruyamıyor. Türkiye ve Pakistan’dan destek arıyor.

Peki bu nasıl oldu?

1932’de Suudi Arabistan Krallığı kuruldu. Adına dikkat edin. Suud ailesinin Arabistan’ı. 1938’de yedinci kuyudan petrol fışkırdı. Saraylar yapıldı, uçaklar alındı. Güvenlik de satın alındı. 1945’te Roosevelt ile Kral Abdülaziz bir Amerikan savaş gemisinde buluştu. Petrol karşılığında güvenlik doktrinin temeli böylece atıldı.

Ama bu doktrin orduyu kurumsallaştırmadı.

1976 tarihli Başkan Ford dönemi Amerikan Ulusal Güvenlik Konseyi raporuna bakın. “Suudi kara kuvvetleri modern bir orduya karşı savaşabilecek durumda değil. Eğitim, komuta, disiplin, lojistik sorunluydu. Hava kuvvetleri yabancı şirket desteği olmadan en fazla iki hafta operasyon yapabilir” diyor.

Yanlış duymadınız. İki hafta!

Üstelik kraliyet ailesi kendi ordusundan da korkuyordu. Düzenli ordu ile Ulusal Muhafızlar bilerek ayrı tutuldu. Ulusal Muhafızlar, hanedana bağlı ve çoğunluğu krallığa sadık kabilelerin mensuplarından oluşturulan ayrı bir silahlı güçtü. Ülkeyi savunacak gücü bile darbe korkusuyla ikiye böldüler.

Peki vatan?

Suudi Arabistan’da modern yurttaşlık ve millet bilincinden çok ümmet ve hanedana bağlılık öne çıktı. Yönetim, kurucu kralın soyuna bırakıldı. Vatandaştan krala itaat bekleniyordu. Vergi geliri yerine petrol gelirleriyle halka imkânlar sunuldu. Hal böyle olunca halk hesap sormak yerine refahtan payını alıp sustu. Siyaset biliminde buna rantiyer devlet deniyor.

Oysa vatan yalnızca üzerinde yaşadığınız toprak değildir. Ortak haklardır, ortak sorumluluktur. Gerektiğinde yöneticilere hesap sorabilmektir.

★★★

1979’da Mekke’de Mescid-i Haram’ı silahlı militanlar ele geçirdi. Suudiler Fransız özel harekât uzmanlarını çağırdı. Fransızlar operasyonu planladı, Suudi askerlerini eğitti. İslam dünyasının en kutsal mekânını kurtarmak için bile dışarıdan yardım aldılar.

1990’da Saddam Kuveyt’i işgal etti; bu kez Amerikan askerleri çağrıldı. 1991 başında bölgedeki Amerikan askerlerinin sayısı yarım milyonu aştı.

Şimdi Husiler var. Trump “Ben karışmam” dedi. Suudi Arabistan bu kez Türkiye’nin kapısını çaldı.

110 yıl önce Mekke’yi savunmak için gelen Mehmetçiği sırtından vuran isyancıların arkasında Mekke Şerifi vardı. Bugün Suudiler Mehmetçiği Mekke İttifakı’yla yeniden bölgeye çağırıyor.

Umarım yine sırtımızdan hançerlenmeyiz.

Yazarın Diğer Yazıları