Türkan Elçi, niçin “çekimser” oy kullandı?

TBMM’de kurulan “Barış, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” raporunu yazdı, oylama yapıldı. Oylamaya katılanlardan sadece CHP Milletvekili Türkan Elçi, “çekimser” oy kullandı. Elçi’nin kendisine göre haklı gerekçesi vardı. Elçi’nin eşi Tahir Elçi Diyarbakır-Sur’da yaşanan çatışma sırasında öldürülmüştü. Komisyon raporunda bir cümle de olsa yer almasını istediği bir bölüm vardı. İşte raporda bu bölümün yer almaması çekimser oy kullanmaya giden yol oldu.

Komisyon raporunun örneğin Diyarbakır’da, nasıl karşılandığını araştırdığımızda, sivil toplum kuruluşlarından, siyasi partilerin il başkanlıklarından raporun lehinde ya da aleyhinde açıklamalar olmadı. Beklenti, yasal düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilmesi. Süreç ve raporla ilgili sessizlik dikkat çekiciydi.

BU ÖNERİ RAPORA GİRMEDİ

Güneydoğu’da faili meçhul cinayetler, eylemi gerçekleştirenlerin zaman aşımıyla cezadan kurtulmaları öteden beri önemli eleştiri konusu olarak gündeme geliyordu. Raporun yazım aşamasında CHP Genel Başkan yardımcısı ve Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu şu öneride bulundu:

“Hepimizin bir ahlaki ve vicdani sorumluluğu var. Bu kurulun üyesi olan Milletvekilimiz Türkan Elçi’nin hassasiyeti son derece önemlidir. Bir cümlenin rapora eklenmesi konusunu bütün üyelerin vicdanına ve sağduyusuna bırakıyorum.

FAİLİ MEÇHULLER ÖNERİSİ

O cümleyi de burada okuyorum: ‘Faili meçhul cinayetler başta olmak üzere, bu meseleden kaynaklı adalet arayışlarında zaman aşımı ve diğer nedenlerden kaynaklı cezasızlık olgusunun ortadan kaldırılması için gerekli tedbirler alınmalı.”

Böyle bir cümlenin rapora eklenmesi için CHP’nin komisyon üyeleri çaba gösterdi. “Nasıl olsa bir çalışma daha yapılacak, o zaman çok rahatlıkla demokratikleşme başlığı altındaki yere yazılabilir” denilip konu bir kenara bırakılmaya çalışıldı. İşte, Türkan Elçi de bu yüzden rapora “çekimser” oy kullandı.

BEKLENTİLER KARŞILANDI MI?

Siyasi partilerin bir biçimde bir araya gelmeleri, toplanmaları, konuşmaları, tartışmaları Türkiye’nin siyasi tarihi bakımından önemli bir kazanım. Kritik bir konu ele alınacağı zaman partiler kendi gündemlerini bir tarafa bırakıp Türkiye’nin geleceğiyle ilgili meseleleri konuşabiliyor. Siyasette mutabakata varacaksanız, kendi görüşlerinizin, önceliklerinizin bir kısmından da vazgeçmek durumunda kalıyorsunuz. Bu rapor da bir mutabakat metni. Yani bir siyasi partiye ait değil. CHP’nin de, MHP’nin de, AKP’nin de, DEM’in de değil. Ama hem tespitler hem de örnekler bakımından asgari düzeyde mutabakata varılmış bir metin. Dolayısıyla bunu okuyanların neden bu yok, neden bu var demekten daha öte, bir çerçevede uzlaşılmış olunmasına bakması daha yararlı olur.

HANİ BU SORUNLAR YOKTU?

CHP’nin Komisyon Üyesi Sezgin Tanrıkulu, raporun önemini şöyle anlattı:

1-Örgütün silah bırakacağının kabulü ve o kabulden sonra bir çerçeve yasanın çıkması gerektiği konusundaki mutabakata varıldı. Silahsızlanacak örgüt mensuplarının entegrasyonu, topluma katılmaları da önemli bir şey.

2-AKP’nin başlangıçta kabul etmediği ama toplantıya gelişlerinden sonra kabul ettiği Türkiye’deki demokrasi eksikleri. Yani AKP bu sürece başladığı zaman ‘Türkiye’nin bir terör meselesi yoktur, demokrasiyle ilgili de bir sorunumuz yoktur’ diyordu.

Metinle ortaya çıkan çerçeve Türkiye’de günlük siyasi yaşamı çok derinden etkileyen demokrasi eksiklerinin olduğu noktasıdır. Bu da bence çok değerli ve önemli.”

BUNDAN SONRA NE OLUR?

Bu metnin geleceği siyasi partilerin elinde. Rapor, siyasi sorumluluk yüklüyor ama bu siyasi sorumluluğun bir bağlayıcılığı yok. Bağlayıcı olması yönünde rapora bir bölüm yazılmadı. Bundan sonraki süreç siyasi partilerin özellikle Millet İttifakı’nın ahlakına ve siyasi tutarlılığına kaldı. Bunu da izlemek hem parlamentonun hem de Türkiye’de demokrasi yöntemlerinin içerisinde olan herkesin görevi.

AKP’nin son iki yıldır “antidemokratik” olarak nitelendirilen uygulamaları; CHP’nin gelişmelere umutla bakmasını önlüyor. Tanrıkulu da, “Önümüzdeki sürecin demokrasi beklentileriyle çok uyumlu olacağı noktasında rapor bir şey ifade etmiyor. CHP olarak şunu yaptık: Üzerimizdeki bu kadar baskıya, hukuksuzluğa, kuşatmaya rağmen Türkiye’nin bu meselesi konusunda her şeye rağmen parlamentoda olduğumuzu gösterdik” diyor.

Anahtar Partisi nasıl bakıyor?

Genel Başkanlığını Yavuz Ağıralioğlu’nun yaptığı Anahtar Partisi’nin kuruluşu yeni olmasına rağmen, kamuoyu yoklamalarında birçok siyasi partinin önüne geçiyor. Daha önce İYİ Parti’de siyaset yapanların bir kısmı Anahtar Partisi’nde. Eski Aksaray Milletvekili Ayhan Erel, Anahtar Partisi Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürütüyor. Komisyonun kabul ettiği rapor hakkında bize şunları anlattı:

Sorun komisyon değil. Sorun, Türkiye Cumhuriyeti’ni etnisite eksenine çekme ihtimali ve tehlikesidir. Türkiye; ortak hukuk, ortak kader ve eşit vatandaşlık üzerine kurulmuş üniter bir devlettir. Son dönemde kullanılan dil masum değildir. ‘Türkler, Kürtler, Araplar...’ diye başlayan her cümle, vatandaşlığı kimliklere bölme riskini taşır. PKK hiçbir etnik grubun temsilcisi değildir.

On binlerce insanımızın kanına girmiş bir terör örgütünü, dolaylı ifadelerle dahi siyasi zemine yaklaştırmak tarihi bir hatadır. Terörle mücadele edilir. Terörle müzakere edilmez. Türkiye’nin sorunu etnik değildir. Sorunumuz adaletsizlik, liyakatsizlik, ekonomik eşitsizlik, gençlerin umutsuzluğudur. Tarih, iyi niyetle yapılan ama yanlış zemine oturtulan projeleri affetmez.”

Yazarın Diğer Yazıları