Sevgili okurlarım, memleket olarak gerçekten tuhaf bir duruma girdik. Bırakın sıradan vatandaşları bir yana, en okumuş insanlarımız bile neler olup bittiğini ya da biteceğini anlamıyor. Herkes haklı çünkü anlaşılacak gibi değil.
Bir yanda ana muhalefet partisine mahkeme kararıyla çökmüş bir yönetim var. Seçmenden oy almaları mümkün olmamış, şimdi en büyük güvenceleri bağımsız ve tarafsız yargımız!
Karşımızda neredeyse her gün sergilenen bir tiyatro...
Sahnede rozet takanlar, rozet takılanlar!
Öpüşüp koklaşanlar, birbirlerini kutlayanlar!..
Ve o yüce makama seçildiği daha ilk gün Meclis kürsüsünde anayasa uyarınca ‘namusu ve şerefi’ üzerine tarafsızlık (!) yemini etmiş bir cumhurbaşkanı!
Partisine her katılım için törenler düzenleniyor, nutuklar atılıyor ve her katılımda rozetler takılıyor...
AKP rozetleri bunlar!
Ne sihirdir ne keramet, el çabukluğu marifet.
★★★
Katılımcılar arasında kimler yok ki...
CHP’den çeşitli vaatlerle koparılan milletvekilleri, belediye başkanları, il ve ilçe başkanları, delegeler vesaire.
Bazılarının kendileri veya yakınları yolsuzluğa bulaşmış, onlar zaten korkuyor.
Bazılarına çeşitli vaatlerde bulunuluyor. ‘Gel bize, ilk seçimde garantili yerden adayımızsın! Gel ki rozetini taksın sayın cumhurbaşkanımız yakana!’
Bazıları tehdit ve şantajla yüz yüze.
‘Sen ve bazı yakınların hakkında ciddi ihbarlar var. Gelmezsen soruşturma başlatılır ve içeri tıkılırsın. Bu işin şakası yok...’
Ve ortaya ciddi bir sonuç çıkıyor.
Ya rozet ya kelepçe...
Kırk katır mı kırk satır mı...
Tercih senindir.
Üçüncü bir seçenek yok.
★★★
Ne sahneler gördük şu rozet törenlerinde...
Recep Tayyip’in önünde 90 derece eğilip ellerini öpen yalakalar...
Karşısında esas duruşa geçip asker selamı verenler...
Övgüler düzüp dua edenler...
Kadınlı erkekli bir dönekler topluluğu!
İnsan seyredenken bile utanıyor.
Hepsine hayırlı olsun.
Yandaş yazar açıklıyor
Sevgili okurlarım, soruna gazetecilik açısından bakıldığında ise karşımıza çok değişik tablolar çıkıyor.
Yandaş gazeteciler...
Yani Tayyipgillere yazıları ve televizyon programlarıyla kayıtsız şartsız destek veren, övgüler düzmekten utanmayan bir topluluk.
Bu yandaş medyanın ekranlarda en önemli temsilcilerinden biri CNN-Türk televizyonu.
İkincisi ise artık tam anlamıyla çöküşe giren Hürriyet gazetesi. Bir zamanlar Türk basının amiral gemisi olan Hürriyet, ne yazık ki şimdi yerlerde sürünüyor ama iktidar destekçiliğinden bir türlü vazgeçemiyor.
Her ikisinin de sahibi iş adamı Yıldırım Demirören.
Bu ısrarlı desteğin bir tek nedeni var.
Recep Tayyip’in emriyle, bu kuruluşları satın alsın diye devletin Ziraat Bankası bu şahsa 800 milyon dolar kredi verdi.
Fakat gelin görün ki Demirören bu krediyi ödeyemiyor çünkü sahibi olduğu bütün medya kuruluşları çöktü. Benim de 22 yılımı verdiğim Hürriyet’i bile batırdı, matbaalarını kapadı, gazetecileri işten çıkardı.
★★★
Şimdi bu gazetenin iki üç tane yandaş yazarı kaldı. İsmini vermiyorum, onlardan biri çok ünlü! AKP’den söz ederken AK Parti yerine AKP diyen bizlerden yakınıyor, ‘AK Parti demeye bile tenezzül etmiyorlar’ diyor.
Sonra Recep Tayyip’i okurlarına anlatıyor ve dünkü yazısında bakınız neler diyor:
“Erdoğan bir mücadelenin adıdır. Hem de ölümü göze alarak verilen bir mücadele.
Kimse yanlış hesap yapmasın.
Bu millet Erdoğan’ı seviyor.
Onu dünya lideri olarak görüyor.
Önümüzdeki seçimlerde yine aday olacak, seçimleri de yine Erdoğan kazanacak. Yeniden cumhurbaşkanı olacak.”
Vay beee, valla helal olsun bu yollar sana!
Sen falcı mısın, kâhin misin, müneccim misin nesin be mübarek adam!