Yaklaşık bir asır önce, günümüzde ABD'deki Olympic Ulusal Parkı sınırları içinde kalan dağ göllerine balık bırakılmaya başlandı. Amaç, doğal olarak balık bulunmayan yüksek rakımlı göllerde rekreasyonel balıkçılık imkânı yaratmaktı. Yıllar içinde yapılan bu müdahalelerin, özellikle yerli amfibiler ve göl ekosistemleri üzerinde kalıcı etkiler bıraktığı ortaya çıktı.

1930'dan itibaren bölgede bulunan göllere 1,6 milyondan fazla balık, atlarla taşınarak ya da uçaklardan bırakılarak yerleştirildi. Göllerin çoğu yalnızca bir kez balıklandırılırken, bazılarına tekrar tekrar balık bırakıldı. Hatta bazı göller 18 ayrı balıklandırma işlemine maruz kaldı.

Başlangıçta yalnızca balıkçılık açısından değerlendirilen bu uygulama, zamanla doğal olarak balıksız olan dağ göllerinin ekolojik dengesini değiştirdi. Özellikle balık avcılarının bulunmadığı bu izole sularda evrimleşen yerli amfibiler, yeni avcılarla karşı karşıya kaldı.

117 uzak gölde araştırma yapıldı

Araştırmacılar, yaklaşık bir asır sonra Olympic Ulusal Parkı içindeki ve çevresindeki 117 uzak dağ gölünü kapsamlı biçimde inceleyerek geçmişte yapılan balıklandırmaların günümüzdeki etkilerini ortaya çıkarmaya çalıştı.

Kaynak olarak ekle

2019-2021 yılları arasında gerçekleştirilen araştırmada ekip, yaklaşık 800 kilometre yol katetti ve toplamda 60 bin metreden fazla yükselti farkını aşarak göllerden su örnekleri topladı.

Araştırmanın en önemli araçlarından biri ise çevresel DNA (eDNA) teknolojisiydi.

Bu yöntem sayesinde araştırmacılar, gölde yaşayan canlıların suya bıraktığı deri parçaları, mukus, dışkı ve diğer biyolojik materyallerden kalan DNA izlerini analiz etti. Böylece her gölde tek tek hayvan yakalamaya gerek kalmadan hangi balık ve amfibi türlerinin bulunduğu belirlenebildi.

Sonuçlar, geçmişteki balıklandırma kayıtlarının tek başına ortaya koyamayacağı kadar kapsamlı bir tablo sundu.

İncelenen 117 gölün 59'unda sonradan getirilmiş balıklar tespit edildi. 52 gölde yalnızca amfibiler, 45 gölde ise hem balıklar hem amfibiler bulundu. Buna karşılık 14 gölde yalnızca balıklar tespit edilirken, 6 gölde iki canlı grubuna ait herhangi bir iz bulunamadı.

Dikkat çeken bir başka sonuç ise, geçmişte resmi bir balıklandırma kaydı bulunmayan 21 gölde de balık DNA'sına rastlanması oldu.

Araştırmacılar bu durumun eksik tarihi kayıtlar, izinsiz balık bırakılması veya yanlış pozitif sonuçlar gibi farklı nedenlerden kaynaklanabileceğini belirtiyor. Bulgular, bazı balıkların resmi balıklandırma programlarının dışında bölgeye ulaşmış olabileceği ihtimalini de gündeme getiriyor.

Bazı amfibiler balıklarla birlikte yaşamayı başardı

Araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından biri, balıkların bulunduğu göllerde tüm amfibi türlerinin aynı şekilde etkilenmediğini göstermesi oldu.

Uzun parmaklı semenderler ile pürüzlü derili su semenderleri, yabancı balıkların bulunduğu göllerde daha düşük oranlarda tespit edildi. Bu sonuç, alabalık gibi sonradan getirilen balıkların yerli amfibiler üzerinde baskı oluşturduğunu gösteren önceki araştırmalarla da örtüşüyor.

Balıkların bulunduğu her gölde amfibiler tamamen ortadan kaybolmuş değil.

Araştırmada 45 gölde balıklar ve amfibiler birlikte tespit edildi. Bu sayı, yalnızca balıkların bulunduğu göllerin yaklaşık 3,2 katına denk geliyor.

Araştırmacılara göre bunun önemli nedenlerinden biri, amfibilerin yaşamlarını yalnızca göllerle sınırlamaması.

Bazı türler göllerin çevresindeki karasal alanları kullanabilirken, bazıları balıkların yaşayamadığı küçük ve geçici sulak alanlara yöneliyor. Bu durum, balıkların bulunduğu büyük göllerde bile bazı amfibilerin yaşamını sürdürebilmesini sağlıyor.

Cascades kurbağaları bunun dikkat çekici örneklerinden biri. Araştırmacılar, bu kurbağaların göllerin çevresindeki geçici sulak alanlarda ve küçük göletlerde üreyebildiğini belirtiyor. Böylece yumurtaları ve iribaşları, balıkların bulunmadığı sularda gelişme fırsatı buluyor.

Başka bir ifadeyle, bazı amfibiler balıklardan kaçabilecek alternatif yaşam alanlarına sahip oldukları için hayatta kalabiliyor. Kalıcı göllere daha fazla bağımlı olan türler ise balıkların varlığından daha fazla etkileniyor.

İklim değişikliği yeni bir tehdit oluşturuyor

Araştırmacıların önündeki en önemli sorulardan biri ise iklim değişikliğinin bu hassas dengeyi nasıl değiştireceği.

Amfibilerin balıklardan kaçmasını sağlayan küçük ve mevsimlik sulak alanlar, iklim değişikliğine karşı son derece hassas. Çünkü bu alanların üreme döneminde yeterince uzun süre su tutabilmesi gerekiyor.

Artan sıcaklıklar ve azalan kar örtüsü ise bu geçici habitatların daha erken kurumasına yol açabilir.

Milli Park Servisi'nin verilerine göre, raporun yayımlandığı yıl Olympic Sıradağları'ndaki kar örtüsü, 30 yıllık normal seviyenin yalnızca yüzde 26'sına ulaşmıştı.

Bu durum amfibiler üzerinde bir tür çifte baskı yaratabilir.

Bir yandan kalıcı göllerde sonradan getirilen balıkların avlanma ve rekabet baskısı sürerken, diğer yandan amfibilerin balıklardan kaçmasını sağlayan küçük sulak alanlar iklim değişikliği nedeniyle giderek daha az güvenilir hale gelebilir.

Bir asır önceki kararların etkisi hâlâ sürüyor

Başka milli parklarda yapılan çalışmalar, istilacı balıkların ortadan kaldırılmasının yerli amfibiler açısından olumlu sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor. Mount Rainier ve North Cascades milli parklarında balık bulunmayan bölgelerde yerli amfibi popülasyonlarının arttığına dair bulgular bulunuyor.

Olympic Ulusal Parkı'nda gerçekleştirilen yeni araştırma ise öncelikle mevcut durumun kapsamlı bir fotoğrafını ortaya koyuyor.

eDNA çalışması sayesinde araştırmacılar, sonradan getirilen balıkların ve yerli amfibilerin bugün parkın hangi bölgelerinde bulunduğunu daha net biçimde belirleyebildi.

Bu veriler, park yöneticileri için gelecekteki koruma çalışmalarında önemli bir başlangıç noktası oluşturuyor. Araştırmacılar artık hangi göllerde balıkların amfibiler üzerinde daha büyük baskı oluşturduğunu ve balıkların uzaklaştırılması gibi müdahalelerin nerelerde daha fazla fayda sağlayabileceğini değerlendirebilecek.

Yaklaşık 100 yıl önce balıkçılık amacıyla başlatılan bir uygulamanın etkileri, bugün hâlâ Olympic Ulusal Parkı'nın yüksek rakımlı göllerinde görülüyor. Üstelik iklim değişikliği dağ ekosistemlerini dönüştürürken, geçmişte yapılan bu müdahalelerin sonuçları daha da belirgin hale gelebilir.