Savaş alanlarının en ölümcül makineleri olan nükleer denizaltılar, görev süreleri bittiğinde öylece sıradan birer gemi gibi hurdaya ayrılamıyor. Bu çelik devlerin sökülme süreci, günümüzde dünyanın en tehlikeli ve en hassas endüstriyel operasyonlarından biri olarak kabul ediliyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde bu işlem, Amerikan Donanması ve Enerji Bakanlığı kontrolünde, yalnızca Washington eyaletindeki Puget Sound Donanma Tersanesi’nde gerçekleştiriliyor.

İşte binlerce tonluk askeri bir nükleer denizaltının adım adım güvenli sivil çeliğe dönüşme hikayesi:

Sudan Çıkarma ve Ölümcül Yakıtın Tahliyesi

Süreç, yaklaşık 170 metre uzunluğundaki denizaltının devasa bir kuru havuza alınmasıyla başlıyor. Havuzun suyu tamamen boşaltıldıktan sonra nükleer mühendisler geminin etrafında yüksek güvenlikli şeritler çekiyor.

Gemideki en tehlikeli kısım, reaktörün içinde bulunan uranyum yakıt çubuklarıdır. Sayıları 100 ile 120 arasında değişen bu çubukların her biri yaklaşık 300 kilogram ağırlığında ve 4 metre uzunluğundadır. Reaktör kapatılmış olsa bile, bu çubuklar açıkta duran bir insanı dakikalar içinde öldürebilecek seviyede radyasyon yayar. Bu yüzden söküm işleminde insan eli kullanılmaz; çubuklar uzaktan kumandalı robotik sistemlerle yerinden çıkarılarak kalın kurşun konteynerlere kapatılır. Bu hassas ilk aşama yaklaşık 4 ay sürer.

Reaktörün Tek Parça Halinde Kesilmesi

Yakıtın çıkarılması tehlikeyi tamamen bitirmez. Denizaltı görev yaptığı onlarca yıl boyunca, reaktörün yaydığı atom parçacıkları etrafındaki çelik gövdeyi de kalıcı olarak radyoaktif hale getirmiştir. Mühendisler, radyoaktif tozların çevreye yayılmasını önlemek için reaktörü parça parça sökmek yerine bütün olarak çıkarmaya karar verir.

Kaynak olarak ekle

Alevi 3.200 santigrat dereceye ulaşan özel meşalelerle denizaltının kalın gövdesi kesilir. Sonuçta; 10 metre uzunluğunda, 9 metre çapında ve yaklaşık 100 ton ağırlığında devasa bir reaktör silindiri elde edilir. Bu silindirin tüm delikleri kalın çelik levhalarla kapatılarak sızıntıyı önlemek adına tamamen kaynaklanır.

600 Yıllık Yeraltı Mezarlığı

Hazırlanan bu mühürlü dev reaktör blokları, özel araçlar ve nehir mavnalarıyla Washington eyaletinin doğusundaki Hanford nükleer sahasına taşınır. Bloklar, burada "Trench 94" (Hendek 94) adı verilen devasa bir yeraltı hendeğine gömülür.

Amerikan Donanması’nın resmi verilerine göre bu çelik konteynerler, en az 600 yıl boyunca hiçbir sızıntı yapmadan bütünlüğünü koruyacak şekilde tasarlanmıştır. Uzmanlar, konteynerlerin tamamen delinip çevreye risk oluşturmasının ancak binlerce yıl sonra mümkün olabileceğini belirtiyor. Hanford sahasında 1986 yılından bu yana bu şekilde gömülmüş 140'tan fazla nükleer reaktör bölmesi bulunuyor.

Boruların Asitle Yıkanması

Reaktör çıkarılsa bile geminin geri kalan kısımları henüz temiz değildir. Onlarca yıl boyunca radyoaktif sıvının dolaştığı kilometrelerce uzunluktaki boruların iç yüzeyinde tehlikeli tortular kalmıştır. Özel koruyucu giysiler giyen teknisyenler, boruların içinden asidik bir kimyasal çözelti akıtarak bu radyoaktif tabakayı çözer. Çözülen radyoaktif maddeler özel reçinelerle yakalanır, çimento ile karıştırılarak katılaştırılır ve nükleer atık depolarına gönderilir.

Savaş Çeliğinden Köprülere

Denizaltının geri kalan gövdesi, binlerce kez radyasyon kontrolünden geçirildikten sonra ancak "temiz" onayı alabilir. Temizlenen bu çelik, denizlerin yüzlerce metre altındaki basınca dayanması için üretilmiş; nikel ve krom açısından son derece zengin, askeri sınıfta özel bir alaşımdır.

Plazma kesicilerle parçalanan bu temiz çelikler, yüksek sıcaklıklı elektrik ocaklarında eritilerek yeni levhalar haline getirilir. Bu levhalar, sivil hayatta köprü kirişleri, binalar ve büyük altyapı projelerinde hammadde olarak kullanılır. Gemi içindeki bakır, alüminyum ve titanyum gibi değerli metaller de geri dönüştürülür.

GELECEKTE DİĞER ÜLKELERİ DE BEKLEYEN SORUMLULUK 

Nükleer denizaltı teknolojisine sahip olmak, sadece bu gemileri üretip okyanuslarda yürütmekle sınırlı kalmıyor. Kendi nükleer denizaltı programını yürüten Brezilya gibi ülkeler de gelecekte bu gemilerin kullanım ömrü bittiğinde, yüzyıllar boyunca sürecek bu çok sıkı ve maliyetli nükleer imha sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalacak.