1970'lerin başında, Hollywood'un efsane komedyeni Jerry Lewis gizlice bir film çekti: "The Day the Clown Cried" (Palyaçonun Ağladığı Gün). Nazi ölüm kampında çocukları gaz odasına eğlendirerek götüren bir palyaçonun hikayesini anlatan bu yapım, o kadar büyük bir felaketti ki Lewis filmin makaralarını çalıp kaçtı ve ölene kadar sakladı. 2024 yılında Venedik Film Festivali'nde prömiyer yaptı, böylece "Karanlıktan Işığa" belgeseli, bu 50 yıllık lanetli gizemini nihayet araladı.

1950'li ve 60'lı yılların kahkahalar attıran çılgın şovmeni Jerry Lewis, kariyerinin düşüşe geçtiği 70'lerin başında kendini sektöre yeniden kanıtlamak için radikal bir karar aldı. 

Kameraların karşısına geçip sinema tarihinin en hassas, en tehlikeli ve tabu kabul edilen konusuna el attı: Holokost. 

İsveç’e gidip yönetmen Ingmar Bergman’dan oyuncu tavsiyeleri alarak işe koyulan Lewis; Nazi ölüm kampına atılan, buradaki çaresiz çocukları eğlendirmek için burnunu dikenli tellere takan ve en sonunda 65 çocuğu gaz odasının kapısına kadar peşinden sürükleyen perişan haldeki palyaço Helmut Doork rolünü bizzat üstlendi, ancak bilmediği şey, kariyerinin en büyük utanç felaketine imza attığıydı.

Seti soyup makaralarla kaçtı: "Kimse bunu asla görmeyecek!"

Film çekilirken set arkasında telif krizleri, para sorunları ve yapımcı kavgaları baş gösterdi. Fakat en büyük kriz, Lewis'in çektiği sahneleri izlemesiyle yaşandı. Elinde sinematografik bir başyapıt değil, kelimenin tam anlamıyla "zevk yoksunu bir felaket" olduğunu anlayan efsane aktör, derin bir depresyona girdi. 

Amerikan televizyonlarında filmin yakında vizyona gireceğini söylerken, perde arkasında filmin tüm negatif makaralarını kolunun altına koyup şantiyeden kaçtı.

2017 yılında, 91 yaşında ölmeden sadece bir yıl önce belgeselcilerle konuşan Jerry Lewis, büyük hatasını şu sözlerle itiraf etmişti:

"Daha iyi bir kelime bulamadığım için söylüyorum; utandım, mahcup oldum. Neden? Çünkü kötü, çok kötü, çok kötü bir işti. Yazarın, yönetmenin, oyuncunun adına tam bir rezaletti. Hayatımda bu filmi düşünmediğim tek bir günüm bile geçmedi."

Kaynak olarak ekle

'Kusursuz bir fiyasko' olarak tanımladılar

Filmin sinema tarihindeki yeri aslında çok sarsıcı. Lewis bu filmi çektiğinde, Hollywood daha Holokost ile yüzleşmeye cesaret bile edememişti. Meryl Streep’in Sophie’nin Seçimi (1982) filmine daha 10 yıl, Steven Spielberg’ün Schindler’in Listesi (1993) şaheserine 20 yıl vardı. Lewis, Roberto Benigni’ye Oscar getiren Yaşam Güzeldir (1997) filmindeki "toplama kampında çocukları eğlendiren baba" trajikomedisini tam çeyrek asır önce denemişti.

Ünlü yönetmen Martin Scorsese belgeselde bu durumu, "Jerry tamamen tabu olan bir alana adım atıyordu. Mesele şu ki, daha önce hiçbir sinemacı oraya gitmeye cesaret edememişti" sözleriyle özetliyor.

Kayıp filmin kaba bir kurgusunu 70'lerin sonunda korsan bir VHS kasette izleyen komedyen Harry Shearer, gördüğü şeyi "kusursuz bir fiyasko" olarak tanımlıyor. Jerry Lewis, kimse izlemesin diye filmin orijinal görüntülerini ölümünden önce Amerikan Kongre Kütüphanesi’ne tek bir şartla bağışladı: En az 2024 yılına kadar asla gösterilmeyecek. Nihayet 2 yıl önce film eyirciyle buluştu.

Hollywood'un garip bir cilvesi olarak, şimdi başka bir yapımcı bu orijinal senaryoyu yeniden sinemaya uyarlamak için çalışıyor. Bir adamın hayatını karartan, uğruna vizyonunu feda ettiği o gizemli ve lanetli palyaçonun gerçek hikayesi, 1 Eylül’den itibaren Venedik Film Festivali’nde tüm çıplaklığıyla dünya sinema kamuoyunun önüne çıkacak.