Dünya genelinde tırmanan konut krizi ve yüksek barınma maliyetleri insanları alternatif yaşam alanlarına yönlendirirken, Çin’in Hangzhou kentinde bulunan devasa bir yapı sınırları zorluyor. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir gökdeleni andıran Regent International Center, içine adım atıldığında adeta dünyadan izole olmuş dikey bir şehre dönüşüyor. Popüler teknoloji dizisi Black Mirror sahnelerini aratmayan bu kompleksi yerinde inceleyen bir içerik üreticisi, 20 bin insanın aynı çatı altında sürdürdüğü sıra dışı yaşamı gözler önüne serdi.
DİKEY BİR ŞEHİR KURDULAR

Singapur’daki dünyaca ünlü Marina Bay Sands Oteli’nin baş tasarımcısı Alicia Loo imzası taşıyan 206 metre yüksekliğindeki bu mimari dev, aslında ilk olarak altı yıldızlı lüks bir otel projesi olarak kurgulanmıştı. Ancak zaman içinde konsept tamamen değişti ve dev yapı 5 binden fazla daireye sahip devasa bir konut kompleksine dönüştürüldü. Günümüzde küçük bir ilçe nüfusunu barındıran bina; marketleri, güzellik salonları, restoranları ve hatta çatı barıyla sakinlerine bina dışına adım atmadan tüm ihtiyaçlarını karşılama imkânı sunuyor.
SADECE TEK BİR KİŞİ SIĞABİLİYOR
İçeriyi gezen YouTuber "Where to Next", binadaki yaşam standartlarının göründüğü kadar büyüleyici olmadığını ortaya çıkardı. Metrekareyi maksimum verimle kullanmak için büyük dairelerin altı farklı parçaya bölündüğü yapıda, duvar kağıtları soyulmuş ve sadece tek kişinin sığabileceği kadar dar alanlar dikkat çekiyor.
AYLIK 10 BİN TL KİRASI VAR

Gün ışığı görmeyen penceresiz küçük odalar aylık yaklaşık 1.500 RMB (10 bin 755 TL) gibi düşük bir fiyata kiralanabildiği için özellikle bütçesi kısıtlı öğrenciler ve tek başına yaşayan gençler tarafından yoğun ilgi görüyor. Balkonlu ve manzaralı daha insani dairelerin fiyatı ise 4.000 RMB (28 bin 309 TL) seviyelerine çıkıyor.
MAHREMİYETİN SIFIRLANDIĞI GELECEK SENARYOSU
Yapıda dikkat çeken en tedirgin edici unsur ise klostrofobik atmosfer ve neredeyse tamamen yok olan kişisel alan. Binlerce insanın dip diple yaşadığı bu sistemde sakinler, sürekli izleniyormuş duygusunun hakim olduğunu belirtiyor. Pandemi sonrasında evden çalışma ve çevrim içi yaşama alışan insanlık için bu dikey şehir; pratik bir barınma çözümü olmanın ötesinde, gelecekte bizi bekleyen izole ve klostrofobik kent yaşamının ürpertici bir fragmanı niteliğini taşıyor.