Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik darboğaz, vatandaşın en temel gereksinimi olan suya erişimini dahi lüks haline getirdi. Kağıt paralar arasında en yüksek değere sahip olan 200 TL ile artık bir damacana su bile alınamazken, halkın alım gücündeki erime çarşı pazardan sonra mutfaktaki su sebiline kadar yansıdı. En düşük emekli aylığının 20 bin lira seviyesinde seyrettiği bir ortamda, suyun ulaştığı bu rakamlar "yaşam maliyeti" tartışmalarını yeniden alevlendirdi.

ZAMMIN SORUMLUSU: ARDI ARKASI KESİLMEYEN MOTORİN ZAMLARI
Damacana su fiyatlarındaki bu durdurulamaz yükselişin arkasında yatan en büyük neden ise nakliye giderlerindeki devasa artış olarak gösteriliyor. Motorine peşi sıra gelen zamlar, lojistik maliyetlerini katlarken, satıcılar artan yakıt giderlerini telafi edebilmek için çareyi etiketleri yukarı çekmekte buldu. Nakliye maliyetlerindeki bu kontrolsüz artış, suyun kaynağından sofraya gelene kadar olan her aşamasını doğrudan vurdu.

BİR BARDAK SU BİLE SERVET DEĞERİNDE
Piyasadaki mevcut verilere göre, 19 litrelik bir damacana suyun 230 liraya dayanmasıyla birlikte, bir bardak suyun birim maliyeti de dudak uçuklatan seviyelere ulaştı. Yapılan hesaplamalar doğrultusunda, artık bir bardak suyun fiyatı dahi 2 lira 30 kuruşa denk geliyor. Vatandaşın temel hakkı olan suya ulaşımının bu denli maliyetli hale gelmesi, en büyük banknotun bile alım gücünün ne kadar dibe vurduğunu gözler önüne seriyor.
EKONOMİDEKİ "DERİN SESSİZLİK" VE VATANDAŞIN ÇARESİZLİĞİ
En büyük banknotun bir damacana su alamaz hale gelmesi, ekonomik yönetimin sürdürülebilirliği üzerindeki eleştirileri artırıyor. Özellikle dar gelirli ve emekli kesimin 20 bin liralık maaşla geçinmeye çalıştığı Türkiye'de, su gibi birincil ihtiyacın nakliye ve yakıt zamları bahanesiyle bu rakamlara çıkması, hayat pahalılığının ulaştığı korkutucu boyutu kanıtlıyor.