Sözcü Plus Giriş
MESUT PARLAK

ÇARE ÖZGÜR EĞİTİM

24 Ağustos 2019

Değerli Okurlar; geçen yazımda özellikle orta eğitimdeki sorunlardan söz etmiştim. Şimdi de üniversitelerimizden, özellikle de ülkemin sağlığı için olmazsa olmazı “Tıp Fakülteleri”'nden söz etmek istiyorum.

Bugün kamu üniversitelerinin, eğitim ve fiziksel yapılanma açısından ne kadar acıklı bir durumda olduğunu hepimiz biliyoruz. Aksini iddia edecek yoktur sanırım. Yönetenler, eğer etraflarındaki danışmanlarla değil de konusunda yandaş olmayan uzmanlarla konuşsalar, gerçeği  tüm açıklığı ile öğrenecekler. Yönetenlere de hak vermiyor değilim. Aşağılarda nelerin olduğunu, eğitimin durumunu kimden öğrenecekler? Okul müdürlerinden tutun, en üst müsteşara kadar herkes yandaş. Muhtemelen sorunların çoğu  pembe tablo olarak yansıtılıyor. Hatta  bizlere de denilebilir ki, “nankörlük etmeyin, şu son 15 yılda Anadolu'da açılan üniversitelerin fizik yapılanmasını görmüyor musunuz!” Siyasi arenalarda her şehirde bir üniversite hatta bazılarında iki üniversite açtık, görmüyorsunuz diyebilirler. Ben de diyorum ki, açtınız açmasına da, akademik kadro açısından durumlarının ne olduğunu biliyor musunuz? Doğudaki açılan yeni fakültelerde yüzlerce eksik akademisyen olduğu medyada çarşaf çarşaf yazıldı. Şimdi hakkınızı teslim etmek gerek. Ülkeye hem çok görkemli şehir hastaneleri hem de görkemli adalet sarayları yaptınız, ama gelin görün ki, ne açtığınız hastanelerin konumu ne sağlık ekipleri yeterli, ne de o görkemli adalet saraylarında da tüm hukukçular, “hukuk ve adalet” diye bas bas bağırıyor!.. Demek ki, binaların görkemli olması ne sağlık ne de adalet sağlıyor…

Değerli Okurlar; AKP iktidarının başardığı güzel işlerden biri sağlığı tek çatı altında toplamak olmuştur. Bütün halkı tek sağlık sisteminde birleştirdiler. Hangi kuruma bağlı olursanız olun, istediğiniz hastaneye gidebilirsiniz. Ama maalesef, İktidar bu yaptığı iyileştirmeleri halka öyle ballandıra ballandıra anlattı ki, halkla hekim arasıdaki mesafe gittikçe daraldı, hatta yok oldu. Sonuçta, hastanelerde veya polikliniklerde, sıklıkla halkın, doktora şiddet uyguladığına şahit oluyoruz.

Türkiye'de sağlık ciddi bir sorundur. Bu sorun tabii ki bugün başlamadı. Sağlıkta reform adı altında yapılan değişikliklerden biri de hekimlere getirilen TAM GÜN yasası idi. Bu yasa ile tıp fakültelerindeki  çöküşler başladı. Aslında bu ideal olanıydı. Hekim tam gün hastanede çalışmalıydı. Ancak alt yapısı hazırlanmadan pat diye gündeme konulunca, sağlıkta sıkıntılar yaşanmaya başladı. Bu yaşanan eksikliklerin giderilmesi ile de reform yamalı bohçaya döndü. Dikkat ederseniz çoğu yasa da böyle çıkıyor. Sonunda beklenen oldu ve tıp fakültelerindeki çoğu öğretim üyesi ayrılmak zorunda kaldı.
Akademisyenler içleri yanarak yıllarını verdikleri kurumlardan ayrılmaya başladı. Bu, fakülteleri büyük kan kaybına uğrattı. Yaşananlar sadece İstanbul Tıp Fakültesi'nde değil Ankara ve İzmir'de de yaşandı. Tam gün yasası ile hocalar ayrılınca, ilginçtir mantar gibi özel hastaneler açılmaya başlandı. Bazen insan, acaba özel hastanelerin önünü açmak için mi bu yasa çıkarıldı diye de düşünmeden edemiyor insan.

Şimdi soruyorum, aynı olay, özel ve vakıf üniversiteleri için de geçerli olamaz mı? Kimse vakıf üniversiteleri ve özel hastanelere karşı çıkmaz ve çıkmamalı. Ancak Türkiye önce kendi eğitim ve sağlık kurumlarına en üst derecede sahip çıkmalı ve destek  vermelidir. Üzülerek söylemeliyim ki bu destek hem sağlıkta hem de eğitimde  giderek daha da azalmakta.

Değerli Okurlar; bugün gelinen noktada İstanbul Tıp ve Cerrahpaşa Tıp Fakülteleri'nin durumu yürekler acısı. Bu iki fakülte hem fizik hem de ekonomik açıdan çöküş içinde. Büyük borçları nedeniyle hayati malzemeleri bile temin edemiyorlar. Devlet, ödemelerini geciktirdiğinden alım güçlerinin olmadığı ifade edilmekte. Gönül isterdi ki, şehir hastaneleri yapılacağına devlet kendi var olan hastanelerine bu destekleri versin… Verilmedi.

Değerli Okurlar; Cumhuriyet'in eseri olan tıp fakülteleri kuruluşundan bugüne sadece çok değerli bilim adamları yetiştirmekle kalmamış, uluslararası alanda büyük üne kavuşmuş tıp insanları da yetiştirmiştir. Bu yetişen tıp insanları, ABD ve Avrupa'nın çoğu üniversitelerinde görev almış, çoğu da bulundukları üniversitelerde merkezlerin başına geçmişlerdir.

AZİZ SANCAR, Nobel Tıp Ödüllü. İstanbul Tıp Fakültesi mezunu. Ödülünü alırken “Ben Cumhuriyet'in ürünüyüm, Nobel Ödülü'mü Anıtkabir'e teslim ediyorum” demişti.

Ülkemi yönetenler; tıp fakülteleri bu durumda iken geleceğin bu ünlü  hekimleri nerelerde yetişecek? Bu sadece, İstanbul için değil tüm tıp fakülteleri için de geçerlidir. Cevap olarak diyebilirsiniz ki, Vakıf Üniversiteleri! Muhteremler; birkaç vakıf üniversitesi dışında, tümü için aynı şeyi söyleyemiyorum. Çoğu vakıflar, bazı özel hastaneler ile işbirliği halinde hizmet veriyor. Bu da ne derece yarar sağlar bilemiyorum. Bazı vakıf üniversiteleri var ki tıp fakültelerinin başarısı ülke adına gurur vericidir.

Özü şu; siyaset, eğitimden elini çekmelidir. Doğu ve güney doğudaki öğrencilere fırsat eşitliği öğrenciye  barınma sağlayarak  bu gençler imkansızlıklar nedeniyle cemaat ve tarikat yurtlarına muhtaç edilmemelidir. Yepyeni bir eğitim için de eğitim konusunda donanımlı, sadece “bilime yandaş” saygın eğitim uzmanlarını  bir araya getirip LAİK EĞİTİM ile yola çıkılmalıdır.

SON SÖZ: DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEK İÇİN KULLANABİLECEĞİNİZ EN GÜÇLÜ SİLAH EĞİTİMDİR. (NELSON MANDELA)

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more