Sözcü Plus Giriş
MESUT PARLAK

Keskin sirke küpüne zarar!

23 Nisan 2020

Değerli Okurlar; TBMM'nin 100. yıldönümünü “kendi içimizde” coşkuyla kutladığımız şu günlerde siyasi nezaket kurallarının olabildiğince gözardı edildiğini görmek gerçekten çok üzücü. Ülkeyi yönetenlerle, yerel yönetimler arasındaki gerilimin bu denli artmasını bir yurttaş olarak anlamakta zorlanıyorum. Halbuki siyaset, nezaketle taçlandırıldığı zaman tadına doyulmaz bir hale gelir.

Siyaset öfke ile yapılamaz.
Öfkedir, siyasette hatalar yaptıran.
Öfkedir, siyasetçiyi yıpratan.

Şimdi soruyorum. Yönetenler, yerel yönetimlerle alıp veremediğiniz nedir? Onlar sizin yerelde eliniz kolunuz değil mi? Yerel, bütünün bir parçası değil mi? Siz de geçmişte o makamda değil miydiniz?

Gelin filmi biraz geriye saralım ve yıllar önce Sayın Erdoğan'ın İBB Başkanı olduğu dönemlere gidelim. O dönem, yaşanan bir sel felaketinin ardından Alibeyköy’de incelemelerde bulunan dönemin Çevre Bakanı İmren Aykut, Sayın Erdoğan'ın da bulunduğu bir canlı yayına telefonla bağlanmıştı. Sayın İmren Aykut'un eleştirmesiyle başlayan tartışmada, Sayın Erdoğan'ın “İmren Hanım'ın bir Çevre Bakanı olarak İstanbul’daki çevre konusunda eksiklikler varsa, bir ziyaretle bizi uyarmasını beklerdim” dediğini ve “Ben şehrin belediye başkanıyım, şehirle ilgili konularda benimle konuşmanız gerekir, beni aşamazsınız” diye haykırdığı sözler hala hatırlarda.Sayın Erdoğan, o gün söyledikleriniz de haklı idiniz! Peki o gün öyle idi de, bugün başka mı? Fark nedir? Yoksa Rahmetli Demirel'in dediği gibi “dün dündür, bugün bugündür” mü?

Dayanışmanın en fazla olması gereken dönemde, şu  yaşadıklarımıza bakar mısınız? CHP'li belediyelere uygulanan yasaklar asla kabul edilemez. Hele de zamanında Sayın Erdoğan da aynı mücadeleyi vermişken! CHP'li belediyelere getirilen yasaklar, AKP'li belediyelere uygulanmıyor, bu ayırımcılık değil mi? Yaşanan salgın dolayısı ile hasta ve yoğun  bakım yataklarına duyulan ihtiyaç ortada.Yerel yönetimler de bu konuda Sağlık Bakanlığı'nın elini rahatlatmak için olağanüstü bir çaba harcıyorlar. Sayın Zeydan Karalar “Sahra Hastanemizi tüm alt yapısı ile tamamladık. Gerektiğinde sağlık ekibimizle birlikte Sağlık Bakanlığı'na devredebiliriz. Gerekirse yatak sayısını da arttırabiliriz. Umarız ihtiyaç olmaz ama biz her senaryoya hazırız” diyor!.. AKP Sözcüsü Ömer Çelik ise öğlen saatlerinde “Adana Sahra Hastanesi mühürlenecek”diyor! İki saat sonra Adana İl Sağlık Müdürlüğü ”koşullar hastane olması için uygun değildir” diyerek tutanak tutuyor. Kardeşim o zaman eksiği varsa tamamla, neden kesip atıyorsun?

Yönetimin elini kolaylaştırmak için Sayın İmamoğlu ve Sayın Yavaş bağış için kampanya yapıyorlar. Önce YASAK, peşinden soruşturma!..
Mersin ücretsiz ekmek dağıtıyor, YASAK!
Aşevleri, YASAK!
Sokağa çıkma yasağı var, biraz olsun insanları rahatlatmak amacıyla Kadıköy Belediyesi müzik turu düzenliyor, YASAK.

Yerel Belediyeler, yalnız bugün değil geçmişte de ellerinden geldiği ölçüde garip guraba yurttaşlara yardımlar yaptılar ve yapmaya da devam ediyorlar. Bu son derece insani bir hizmet. Ne zaman ki CHP, Büyük Belediyeleri kazandı, bu yasaklar başladı. Doğrusu bu yasaklardan halkın büyük çoğunluğu mutsuz. Hele hele bu salgın döneminde ekonomideki olumsuzluklar çoğu kesimi bu desteklere mecbur etti. Bu destekleri en iyi gözlemleyen ve yapabilen de yerel belediyelerdir.

Ülkeyi yönetenler keşke özellikle bu dönemde belediyelerle işbirliği içinde olsa. Bu yasaklar siyasi olarak size zarar vermekle kalmıyor, seçmeninizde partiye karşı büyük öfke yaratıyor. Artık bunu fark etmelisiniz. CHP'li belediyeler gerçekten sosyal belediyecilikte başarılı oldular. Bu başarı, sizi rahatsız değil bilakis mutlu etmeliydi. Ülkemi yönetenler; gün, siyaseti düşünme günü değil,  birliktelik günüdür. Dilerim, bu bela en kısa sürede defedilir. Ancak bundan sonra oluşacak ekonomik ve sosyal sıkıntıları aşmanın çözümleri için el ele verip çabalamamız gerekiyor.

Sayın Erdoğan; CHP'li Belediyelerin ayırım yapmadan büyük özveri ile halkımıza el uzatışına “FETÖ ve PKK'da bunları yaptı” demek, herhangi bir Türk vatandaşının kesinlikle kabul edebileceği bir tanımlama değildir, olamaz da! Unutulmamalıdır ki, CHP'li belediyeler için yapılan bu tanımlama, partiye oy vermiş milyonlarca Türk vatandaşını da bağlar. Ne olur, toplum olarak her açıdan daraldığımız bu günlerde kullanacağınız ifadelere özen gösterin, yüreklerimizi  kanatmayın.

Özü şu; TBMM'nin kuruluşunun 100. yıldönümü milat olsun. Geçmişteki tüm dargınlıkları, küskünlükleri ve kırgınlıkları geride bırakıp ülke için daha iyiyi yakalamanın uğraşını verelim. Sevginin egemen olacağı bir gelecekte, hep birlikte aydınlık günlere…
YAŞASIN LAİK, DEMOKRATİK CUMHURİYET.

SON SÖZ:

“ÖYLE BİR AÇMAZA DÜŞTÜ Kİ VATAN,
UYKU BELLİ DEĞİL DÜŞ BELLİ DEĞİL.
ÇÖKTÜ ÜSTÜMÜZE BİR KARA DUMAN,
IŞIK BELLİ DEĞİL, LOŞ BELLİ DEĞİL.”

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more