Ana muhalefet partisi CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrat Parti ve DEVA Partisi’nin ortaklaşa hazırladıkları “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” mutabakat metni törenle kamuoyuna açıklandı ve altı lider bu metni imzaladılar. Bugüne kadar Türk siyasetinde görülmemiş şekilde 6 muhalefet partisinin birlikte Türkiye’yi antidemokratik, keyfi kararlarla yürütülen bir sistemden çıkararak tekrar “demokratik, çoğulcu parlamenter sisteme” dönmesini, insan haklarını, kadın-erkek eşitliğini sağlamak için yaptıkları ortak çalışma ve açıklanan metin önemli bir olaydı. Bu arada Ukrayna-ile Rusya arasında Belarus’ta yapılan müzakerelerde iki tarafın istekleri birbirine tamamen zıt olduğu için ilk müzakereden sonuç çıkmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan “Ne Rusya’dan, ne Ukrayna’dan vazgeçeriz. Montrö’yü kullanma kararındayız” dediği bir konuşma yaptı. Bundan sonra neler olabilir, Türkiye nasıl davranmalıdır, muhalefet partilerinin mutabakat metni ile ilgili neler söylenebilir, bu konuları; 6 partinin mutabakat metni töreninde açılış konuşmalarından birini yapan İYİ Parti Hukuk ve Adalet Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bahadır Erdem’le konuştum.
■ Rusya-Ukrayna savaşı ile ilgili CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel “TBMM savaş yokmuş gibi davranamaz, Türkiye bu savaştan en çok etkilenecek ülkelerin başında gelmektedir, yürütme temsilcileri parlamentoya bilgi vermelidir” dedi. Hükümet diğer partilere bilgi vermiyor, bu konuda muhalefet partileri ne düşünüyor?
Bu konuda da muhalefet partileri ve sayın genel başkanlar bir araya gelebilir. Sayın Dışişleri Bakanı “Artık burada savaş olduğunu kabul ediyoruz” dedi, iktidar savaş olduğunu kabul etmek için gecikmiş durumda, savaşın olduğu baştan beri belliydi. Biraz geç de olsa AK Parti iktidarı aymış diyelim. Sayın Meral Akşener’in bir önerisi vardı; “Bir devlet masası kuralım” demişti. 84 milyonu ilgilendiren konularda beraber karar verelim, çünkü bu sadece iktidara kalan bir konu değil. Ukrayna’yla Rusya’nın savaşmasından en fazla etkilenecek olan ülkelerden biri biziz. AK Parti’nin çok açık olarak bütün muhalefet partilerine Meclis’te bilgi vermesi gerekiyor.
Dünyanın 20’nci yüzyılının değil, bütün yüzyıllarının belki de en dahi devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk’ün büyüklüğü sadece Kurtuluş Savaşı’nı kazanmasında değil, 90-100 yıl sonrasını dahi görebilmesindedir. Geleceği gören Atatürk, Montrö’yü büyük bir kazançla kabul ettiriyor bütün dünyaya. Aradan neredeyse 90-100 yıl geçiyor ve bugün Türkiye’yi ne hale getirdiği belli olan, halkı her konuda inim inim inleten AK Parti iktidarı Montrö’yü tartışmaya kalkıyor, “İstersek çekilebiliriz” diyerek dünyaya karşı Türkiye’nin elini zayıflatıyor. Şimdi gelip yeniden Montrö’ye sığınıyorlar, neden? Çünkü bu ülkenin kurucusu ülkesini ta 90 sene evvel güvenceye almış. Ama bunun kıymetini bilmeyen bir AK Parti iktidarından tabii ki muhalefete bilgi vermesini beklemek de maalesef naiflik olarak kalıyor.
■ Montrö’yü “çekilebiliriz” gibi dehşet verici sözlerle tartışmaya açmak son derece tehlikeli, bunu ileride yeniden gündeme getirebilirler mi?
Bundan 3 ay, 6 ay önce Montrö’nün aleyhine açıklamalar yapıyorlardı, şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan “Montrö’yü işleteceğiz” diyor. Maalesef Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Cumhurbaşkanı’na böyle bir imkanı sağlıyor gibi gözüküyor. Aslında İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmaları da olacak şey değil. TBMM’de kabul edilmiş, kanunu da geçmiş bir anlaşmadan ülkeyi çıkaramaz. Ama görüyorsunuz dava açıldı ve reddedildi. Montrö çılgınlığını yapamaz, millet yaptırmaz. Bugünden sonra Montrö’yü gündeme getiremez, çünkü çıkan savaşta Montrö’nün Türkiye’ye sağladığı üstün haklar kendini gösteriyor.
Prof. Dr. Bahadır Erdem, İstanbul Üniversitesi Uluslararası Özel Hukuk Anabilim Dalı Başkanı’dır ve Milletlerarası Tahkim hakemidir, vatandaşlık ve yabancılar hukuku, uluslararası sözleşmeler gibi birçok konuda uzmanlığa sahiptir. Türk Eğitim Vakfı (TEV) Mütevelli Heyeti Üyesi, Aile Hukuku Derneği Kurucu Üyesi ve daha sayılamayacak kadar çok kuruluş ve derneğin üyesidir.Kanal İstanbul’u halk yaptırmayacak
■ Seçime kadar daha bir yıl var ve Cumhurbaşkanı Erdoğan “Kanal İstanbul Montrö kapsamında değil, isterse savaş gemileri de geçebilir, Montrö İstanbul Boğazı’nı bağlar” demişti. Kanal İstanbul çevresindeki arazilere tapu bile verdiler. Kanal İstanbul ABD’nin işine gelecek bir şey ve bir yıl içinde başlanıp ilerleyebilir, bunu 6 parti nasıl engelleyecek?
Projeyi sadece inşaat rantı yüzünden yapan AK Parti’nin buna girişebilmesi mümkün değil. Biz bunu yaptırmayacağız, AK Parti bunu yapamayacak, millet yaptırmayacak. Çünkü ilk seçimlerde AK Parti iktidardan düşecek.
Metnin temelinde bütün fikirleriyle Mustafa Kemal Atatürk var
■ Sayın Erdem, isterseniz 6 muhalefet partisinin “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” mutabakat metninden biraz söz edelim. Elbette ülkemiz için gurur duyulacak, mutluluk verici bir gelişme ancak metin yayınlandıktan sonra doğal olarak bazı eleştiriler de geldi. İlk eleştiri TBMM’yi kuran, parlamenter sistemi bu ülkeye getiren Atatürk’ten bu metinde söz edilmemiş olması.
Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün kurucu değerleri, İYİ Parti bakımından hiçbir surette üzerinde en ufak konuşulması mümkün olmayan konular. Dolayısıyla bu metinde Mustafa Kemal Atatürk’ün yer almaması konusunda herhangi bir kötü niyet yahut herhangi bir art niyet olamaz. Belki yazılmadı ama 6 parti için de en ufak bir şekilde ülkenin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün her türlü ilkesine saygımız, bağlılığımız tartışılmaz, öyle söyleyeyim. Mustafa Kemal Atatürk’ün bütün temel ilkeleri metinde var. Yani Mustafa Kemal Atatürk daha Kurtuluş Savaşı esnasında, daha TBMM kurulmadan, daha doğrusu cumhuriyet kurulmadan dahi en ufak hareketini, yahut savaşta alacağı her kararı bile TBMM’ne, vekillere, Ankara’da topladığı halkın temsilcilerine soran bir lider. Biz de burada bu ilkelerde yine milletin meclisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni güçlendiriyoruz.
■ Şüphesiz böyledir ama bu hassas bir konu; 20 yıldır Atatürk’ün adını anmaktan kaçınan bir iktidarla yaşayan insanlar için bu önem taşıyor.
Kendi partim bakımından da 6 parti bakımından da Mustafa Kemal Atatürk’ün ismi de yaptıkları da ülkeye kazandırdıkları da bizim siyasi anlayışımızda, vatandaşlık anlayışımızda şükranımızın ve minnetimizin borcunun ödenmeyeceği bir değerdir. Dolayısıyla metnin bütün
temelinde laiklik ilkesi, kadın hakları hepsiyle, bütün fikirleriyle var Mustafa Kemal Atatürk.
Milletler Hukuku Uluslararası Özel Hukuk Uzmanı Erdem, “BM sisteminin uluslararası hukuka göre değişmesi gerekiyor” dedi.Anayasa'nın ilk 4 maddesi tartışılmaz o nedenle yazmadık
■ Anayasa’nın değişmez maddeleri var mı? Onlar orada kalacak, kimse dokunamayacak gibi?
Daha çalışmanın başında bir toplantımızda, 6 siyasi partinin genel başkan yardımcıları olarak bunu konuştuk, tartıştık. Emin olun “Bunu tartışmaya bile gerek yok, metne almaya bile gerek yok, bu bizim bakımımızdan tartışılmazdır” denildi. Anayasa’nın ilk dört maddesi, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ilkeleri hiçbir surette tartışılması mümkün olmayan maddelerdir.
■ Metinde “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle ilgili Anayasa değişikliği toplumla, partilerle, STK’larla müzakere edilmeden ve OHAL şartlarında yapıldı” deniyor ki çok doğru ve tüm detaylar anlatılmış ama “mühürsüz oylar” orada yok, tarihe geçecek kadar önemli bir olay değil miydi?
Çeşitli programlardaki konuşmalarımda bu “mühürsüz oylar” meselesinin ne kadar şaibe yarattığını, ne kadar seçim sonuçlarını etkilediğini ve vatandaşın seçim sonucuna olan güvenini ortadan kaldırdığını defalarca söyledim. Burada biz 6 parti bir araya geldiğimizde Türkiye’ye yapacaklarımızı anlatmak istedik, aslında işin özü biraz burada. AK Parti’yi, Cumhur İttifakı’nı savunan yorumcuların sorduğu soruları hatırlayın “Efendim, eleştiriyorsunuz ama ne yapacağınızı söyleyin...” Biz seçimi kazanacağız ve seçimi kazandıktan sonra da yapacaklarımızı vadediyoruz, metinde bunları anlatmak istedik.
■ “Yüksek Seçim Kurulu, yüksek mahkeme olarak açıkça düzenlenecek” diyor mutabakat metninde. Peki, örneğin mühürsüz oyları kabul etmesi gibi bir durum nasıl önlenecek?
Mühürsüz oyları kabul etmesi gibi bir şey olamaz ki. Kurmayı amaçladığımız sistemde YSK da tam anlamıyla bir yüksek yargı organı olarak görev yapacak. YSK’yı ikiye ayırıyoruz; biri seçimler esnasında kararları alacak ve seçimi yürütecek, diğer daire ise yüksek mahkeme olarak çalışacak, seçimler için alınmış olan kararlara yapılan itirazlara tamamıyla güvencesi olan hakimler karar verecekler.
Hükümet baskısı olmazsa hakimler adil karar verir
■ Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem metnindeki “basın özgürlüğü, kadın hakları, insan hakları” ifadeleri demokrasinin şartları ama tamamen bağımsız bir yargı gerektiriyor. Kadınlar, çocuklar şiddete uğradığında, hatta öldürüldüğünde neredeyse katili masum çıkaracak ceza indirimleri yapılıyor. Ölse bile her şey kadının aleyhine. Belki de “Yargı tarikatların kıskacında” denilen durumun etkisi bilmiyoruz. İktidar değiştiğinde yargı nasıl değişecek de bu kadar tarafsız bir yargı ortaya çıkabilecek?
Şimdi şöyle, tarafsız ve bağımsız bir yargı olmadığı zaman ülkede adaletin sağlanmasına imkan yok. Bugün nitekim Türkiye yargının, özellikle siyasi davalarda verdiği taraflı kararlarla her gün karşı karşıya kalıyor. 20 yıllık iktidarın bütün mantalitesi, bütün bu “ben yaptım oldu” tek adam sistemi, özellikle de yargıda kendisini yılların içinde artık yerleşerek gösterdi. Öyle dönemlerden geçiyoruz ki iktidarın istemediği bir kararı veren savcı ya da hakim yarım saat bile geçmeden sürülüyor! Eğer şanslıysa sürülüyor, değilse hakkında FETÖ’cülük, yahut da PKK’cılıktan dolayı soruşturma açılıyor. Bu nasıl yapılabiliyor; HSK (Hakimler ve Savcılar Kurulu) Adalet Bakanı ya da bakan yardımcısının güdümü altında. Bütün yargının bağımsız ve tarafsız olması için öncelikle biz metne “Anayasa’da hakimlere coğrafi teminat sağlayan hüküm” koyacağız, bugün bu Anayasa’da yoktur, yani Anayasa bugün bu teminatı hakimlerimize ve savcılarımıza vermiyor. Aynı zamanda Adalet Bakanı ve Yardımcısının HSK’ya girmesi demek, kurulun iktidarın vesayetinde olması demektir, bütün yargı sistemindeki hakim ve savcılara haklarındaki her türlü disiplin soruşturmasında, tayinlerinde, görevden uzaklaştırılmalarında iktidarın karar vermesi demektir. Bunu HSK’da çözmeden, zaten yargıya adalet getirmenize imkan yok. Bu düzeni kurduğumuzda zaman hakimlerimizin kendi adaletli sistemiyle Türkiye’ye adil kararlar vereceğine inanıyoruz, buna inanmak zorundayız.
■ Bu dönemde çok genç ve deneyimsiz hakimler göreve getirildi itirazları duyuluyor.
Çok haklısınız, biz bunları avukat olarak da bire bir her gün deneyimliyoruz çünkü FETÖ’den dolayı çok yüksek sayıda hakim ve savcı görevden alındı ve onların yerine binlerce hakim ve savcı göreve başladı ve çoğu genç, bir kısmı öğrencilerimiz ama bu gençlere eğer iktidar olarak, devlet olarak baskı kurulmazsa adil karar vereceklerine yine de güveniyorum, güvenmek zorundayız. Yeni sistemde liyakata önem veriyoruz, zaten yargıda liyakat yoksa devlette liyakat olduğunu söylemenin imkanı yok, bunu sağlamak zorundayız.