Arkeologların bu mezarı açmaktaki en büyük çekincelerinden biri, teknolojik yetersizlik. Mezarın çevresindeki 'terrakota askerleri' ilk kez gün yüzüne çıkarıldığında, heykellerin yüzlerindeki canlı renklerin havayla temas eder etmez saniyeler içinde dökülüp yok olduğu görüldü.
Uzmanlar, ana mezar odasının açılması halinde içerideki fresklerin, eşyaların ve yapıların geri dönülmez biçimde tahrip olmasından endişe ediyor. Bu nedenle, yeterli koruma ve muhafaza teknolojileri geliştirilene kadar mezara girilmesine izin verilmiyor.
ETRAFI TUZAKLARLA DOLU
Bir diğer neden ise doğrudan hayati riskler. Antik Çin tarihçisi Sima Qian, imparatorun ölümünden yüzyıllar sonra kaleme aldığı eserlerinde mezarın ölümcül tuzaklarla dolu olduğunu yazmıştı.
Kaynaklara göre, mezara izinsiz girenleri vurmak üzere otomatik arbaletler ve ok mekanizmaları kurulmuştu. Aradan 2 bin yıl geçmiş olsa da, bu düzeneklerin tamamen işlevsiz hale gelip gelmediğini test etmek isteyen kimse yok.
EN BÜYÜK RİSK CIVA
En somut ve tehlikeli risk ise cıva. Efsanelere göre, mezarın içinde cıva kullanılarak "nehirler ve büyük bir deniz" tasvir edilmişti. Modern ölçümler bu anlatıların bir efsane olmadığını düşündürüyor.
Yapılan analizlerde, mezarın üzerindeki toprakta normalin katbekat üzerinde cıva yoğunluğu tespit edildi. Bilim insanları, uçucu cıvanın çatlaklardan sızabileceğini ve bunun hem araştırmacılar hem de çevre için ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguluyor.
ŞİMDİLİK UZAKTAN BAKILACAK
Bu riskler nedeniyle arkeologlar, mezarı açmak yerine tomografi gibi invaziv olmayan yöntemlerle iç yapıyı incelemenin yollarını arıyor. Amaç, ne zehirli gazlara maruz kalmak ne de olası bir tuzağın hedefi olmak.