Ziftin ne amaçla çiğnendiği hâlâ kesin olarak bilinmiyor. Ancak antimikrobiyal özellikleri nedeniyle tedavi edici amaçlarla kullanılmış olabileceği düşünülüyor. Danimarka'daki Kopenhag Üniversitesi’nden arkeolog Anna White liderliğindeki ekip, Alpler bölgesindeki 9 yerleşimden toplanan 30 adet huş zifti parçasını analiz etti. Bu örneklerin 12’si gevşek haldeydi ve birçoğunda çiğneme izleri tespit edildi.
Ziftin önemli bir avantajı, çevreden çeşitli organik ve inorganik maddeleri emebilmesi. Bazı örneklerde çam reçinesi gibi maddelerin, ziftin özelliklerini değiştirmek amacıyla kasten eklendiği anlaşılıyor. Ayrıca zift çiğnenirken, ağızdaki mikroorganizmalar, yiyecek artıkları ve DNA da zifte hapsoluyor.
Bazı numunelerde keten tohumu ve haşhaş tohumu kalıntılarına rastlandı. Bu bitkilerin tüketilip tüketilmediği ya da haşhaşın potansiyel uyuşturucu etkisi için mi çiğnendiği netlik kazanmış değil. En dikkat çekici bulgulardan biri ise, 19 örnekte korunan insan DNA’sının bazılarında çiğneyen kişinin cinsiyetinin belirlenebilmiş olması.
Ekip, taş aletlerde yapıştırıcı olarak kullanılan zift örneklerinde yalnızca erkek DNA’sı, seramik onarımlarında kullanılan 3 örnekte ise kadın DNA’sı buldu. Bu ayrım, Neolitik dönemde bazı işlerin cinsiyetlere göre dağıldığını düşündürüyor.
Çiğneme eylemi ziftin yumuşamasını sağladığı için, özellikle soğuyup sertleşen malzemeyle çalışırken bu işlem önemliydi. Ancak tükürüğün ziftin yapışkanlığını azaltması nedeniyle, bu malzeme ısıtılarak tekrar kullanılabiliyordu. Bu da ağız kaynaklı DNA izlerinin neden bazı örneklerde daha yoğun olduğunu açıklıyor.
Araştırmanın yazarları, insan kalıntılarının az bulunduğu bu döneme dair beklenmedik bir bilgi kaynağı olarak huş ziftinin büyük potansiyel taşıdığını vurguluyor. Binlerce yıl sonra bile bu “sakızlar”, geçmişe dair sırları saklamaya devam ediyor.
Bu çalışma, Proceedings of the Royal Society B adlı bilimsel dergide yayımlandı.