Dünyada milyarlarca insan olsa da James Lewis ve James Springer'ın hikayesi, "tesadüf" kelimesinin sözlük anlamından da öteye gidiyor. Birbirlerinden yalnızca 65 kilometre uzakta, 40 yıla yakın süre habersizce yaşayan bu iki adamın hayatındaki paralellikler, en usta senaristleri bile kıskandıracak cinsten.
HAYATLARI ADETA BİRER AYNA GİBİ
Hikaye 1940 yılında iki bebeğin farklı ailelere evlatlık verilmesiyle başladı. Birbirini tanımayan iki aile, tesadüf eseri her iki bebeğe de James (Jim) adını verdi ancak bu, yaşanacakların sadece başlangıcıydı.
İkizler 39 yıl sonra ilk kez karşı karşıya gelip konuşmaya başladıklarında, her kelimede tüylerinin diken diken olduğunu hissettiler. İşte "Bu kadar da olmaz" dedirten o detaylar:
- İlk eşler: Her iki Jim de ilk evliliğini Linda adında bir kadınla yaptı.
- İkinci eşler: Boşandıktan sonra her ikisi de ikinci kez evlendi ve her ikisinin de ikinci eşinin adı Betty idi.
- Çocuklarının adları: İki kardeşin de birer oğlu oldu. Biri oğluna James Alan adını verirken, diğeri tek harf farkla James Allan adını koydu.
- Çocukken her ikisinin de köpeği vardı ve her iki köpeğin adı da Toy'du.
"GÖRÜNMEZ BİR İPLE BAĞLIYDIK"
Bu olay sadece gazete manşetlerini süslemekle kalmadı, tıp dünyasının da ilgisini çekti. Minnesota Üniversitesi'nden psikologların yaptığı kapsamlı testlerde, ikizlerin IQ puanlarından beyin dalgalarına, hatta el yazısı stillerine kadar her şeyin neredeyse aynı olduğu ortaya çıktı. Farklı çevrelerde büyümelerine rağmen, genetik kodun hayatı nasıl şekillendirdiği üzerine yapılan en büyük kanıtlardan biri oldular.
1979 yılında gerçekleşen o büyük buluşma, 39 yıllık bir ayrılığı bitirmekle kalmadı; insan zihninin ve kaderin sınırlarını sorgulattı. Jim Lewis, o günü anlatırken "Sanki dünyada kendimden bir tane daha olduğunu fark ettim" diyordu.