Soğuk Savaş’ın en gerilimli döneminde, Alaska açıklarındaki Aleut Adaları’nda bulunan Şemya Hava Kuvvetleri Üssü’nden havalanan bir ABD casus uçağı, Sovyetler Birliği sınırları içinde gerçekleşen bir füze fırlatılışını takibe aldı. Özel donanımlı bu uçak, saniyeler sonra gökyüzünü kaplayan ve fizik kurallarını zorlayan açıklanamaz bir doğa ya da teknoloji olayını saniye saniye kaydetti: Gökyüzünde aniden beliren, devasa ve yarı saydam bir ışık duvarı...
Askeri istihbarat tarihine "Işık Kubbesi" (Dome of Light) olarak geçen bu sarsıcı olayın perde arkası, dönemin en gelişmiş gözetleme uçaklarından biri olan Boeing RC-135S Cobra Ball’un radarlarına ve optik sensörlerine yakalandı.
Rusların en bütük silahı: Mutlak gizlilik
Sovyetler Birliği'nin küresel siyasette ve askeri alanda en iyi başardığı şeylerden biri sır saklamaktı. Batı dünyası, SSCB’nin ilk atom bombasını ne zaman geliştirdiğini ancak casusluk faaliyetleri deşifre olunca öğrenebilmiş, 1957 yılında Sputnik uydusunun uzaya fırlatılmasıyla da adeta bir teknoloji şoku yaşamıştı.
Hatta öyle ki, 1986 yılındaki Çernobil nükleer felaketinde bile Kremlin’in duvarlarını aşan bir şeylerin çok yanlış gittiğini anlamak Batılı istihbarat örgütlerinin günlerini almıştı.
SSCB'nin bu aşırı gizlilik duvarını yıkmak isteyen ABD ordusu; U-2 gibi stratosferde uçan casus uçaklar, devrimsel casus uyduları ve okyanusun en derin noktalarından batık Sovyet nükleer denizaltılarını çıkarmak için tasarlanmış özel derin deniz araçları geliştirdi. Füze teknolojilerini anlık izlemek için en etkili silah, bir dizi gelişmiş optik ve elektronik sensörle donatılmış, modifiye bir Boeing C-135 gövdesine sahip olan RC-135S Cobra Ball uçağıydı.
1988 sonbaharı: Gökyüzünde beliren dev ışık duvarı
1988 yılının sonbaharında Cobra Ball uçağı, Sovyetler Birliği’nin orta menzilli balistik füzesi olan SS-20 Saber’ın fırlatılmasını izlemek için rotasındaydı. Füze motorlarının ateşlenmesinden kısa bir süre sonra, casus uçağının kameraları daha önce hiç görülmemiş bir fenomeni kaydetmeye başladı.
Füzenin yükseldiği rotanın üzerinde, gökyüzünü bir kubbe gibi kaplayan, devasa büyüklükte, yarı saydam bir ışık duvarı oluştu. saniyeler içinde genişleyen bu yapı, adeta gökyüzünde yapay bir kalkan görüntüsü veriyordu.
Bir karşı önlem mi, yoksa kimyasal bir tesadüf mü?
Olayın ardından Pentagon ve askeri bilim insanları şoke edici veriler karşısında iki büyük teori üzerinde yoğunlaştı:
İlk olarak bilim insanları, Sovyet balistik füzesinin motorlarında kullanılan özel ve bilinmeyen bir yakıt formülünün, üst atmosferdeki gazlarla tepkimeye girerek yapay bir iyon bulutu ya da daha önce tanımlanmamış bir kutup ışığı (Aurora) dalgası yaratmış olabileceğini düşündü.
Günümüzde askeri uzmanlar tarafından daha yaygın kabul gören teori ise bu ışık kubbesinin sinsi bir Sovyet teknolojisi olduğu yönünde. İddialara göre bu ışık duvarı; ABD ve Avrupa’nın radar sistemlerini kör etmek, erken uyarı uydularının optik sensörlerini yanıltmak ve füze savunma sistemlerinin füzeyi takip etmesini engellemek için tasarlanmış çok gelişmiş bir "elektronik karşı önlem (ECM)" simülasyonuydu.
Soğuk Savaş bitmiş olsa da, casus uçağının kaydettiği o parıltının ve yeryüzünü kaplayan yapay ışık kubbesinin kesin formülü, Rus askeri arşivlerinin derinliklerinde bir sır olarak kalmaya devam ediyor.