Mauritius’un yaklaşık 22 kilometre kuzeydoğusunda bulunan Round Island, geçmişte adaya taşınan istilacı tavşanlar ve keçiler nedeniyle ciddi çevresel tahribata uğramıştı. Yerel bitki örtüsünün büyük bölümünün zarar görmesiyle birlikte adanın doğal ekosistemi de bozulmuştu. Bölgede kaybolan ekolojik dengeyi yeniden kurmak isteyen araştırmacılar, Seyşeller’e özgü Aldabra dev kaplumbağalarından 10 tanesini adaya bıraktı.

180 YILDIR KAYIP OLAN DOĞAL DÖNGÜ GERİ DÖNDÜ
Kaplumbağaların adaya bırakılmasının ardından araştırmacılar dikkat çekici bir değişim gözlemledi. Dev kaplumbağaların tükettiği meyvelerin tohumları, dışkıları aracılığıyla farklı noktalara taşınmaya başladı. Böylece yaklaşık 180 yıldır büyük ölçüde durma noktasına gelen doğal tohum yayılımı süreci yeniden aktif hale geldi.
Bilim insanları, altı aylık inceleme sürecinde çok sayıda bitki türünün tohumlarının kaplumbağalar tarafından taşındığını ve bazı bölgelerde yeni filizlenmelerin ortaya çıktığını tespit etti. Araştırmacılara göre bu durum, adanın kendini doğal yollarla yenileme kapasitesinin beklenenden daha güçlü olduğunu gösteriyor.

EKOSİSTEMİN MÜHENDİSLERİ OLARAK GÖRÜLÜYORLAR
Uzmanlar, dev kaplumbağaların yalnızca otçul hayvanlar olmadığını, aynı zamanda ekosistemin şekillenmesinde kritik rol oynayan canlılar olduğunu vurguluyor. Büyük gövdeleri sayesinde geniş alanlarda hareket eden hayvanlar, yedikleri bitkilerin tohumlarını kilometrelerce uzağa taşıyabiliyor. Bu özellikleri nedeniyle birçok bilim insanı onları 'ekosistem mühendisi' olarak tanımlıyor.
Round Island’daki sonuçların, dünyanın farklı bölgelerinde yürütülen yeniden yabanlaştırma projeleri için de önemli veriler sunduğu belirtiliyor. Araştırmacılar, doğru türlerin uygun yaşam alanlarına geri kazandırılması halinde kaybolmuş ekolojik süreçlerin sanılandan çok daha kısa sürede yeniden başlayabileceğini düşünüyor.
Bilim ekibi, adadaki kaplumbağaların uzun vadeli etkilerini izlemeye devam edecek. İlk bulgular ise yalnızca 10 dev kaplumbağanın bile onlarca yıldır durmuş bir doğal döngüyü yeniden harekete geçirebildiğini gösteriyor. Bu durum, doğanın uygun koşullar sağlandığında kendini yenileme gücünün ne kadar yüksek olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.