303 milyar varilden fazla rezerviyle Dünya toplamının yüzde 17’sini oluşturan Venezule petrolü, 267 milyar varillik rezervle , Suudi Arabistan ve Kanada’yı geride bırakıyor. Kaynaklarının büyük kısmı Orinoco Nehri havzasında bulunan her Venezuelalı vatandaş milyonlarca avro değerinde bir servete sahip olabilirdi ancak yer altındaki petrol ile piyasaya sürülebilir petrol arasında büyük bir fark var ve bu fark petrolü işlemeyi zorlaştırıyor.
VENEZUELA PETROLÜNÜ İŞLEMEK TEKNOLOJİ GEREKTİRİYOR
Venezuela petrolü, enerji sektöründe “çok ağır” ve “çok ekşi” olarak tanımlanıyor. Oda sıcaklığında pekmezi andıran kıvamıyla neredeyse katı halde bulunan bu petrolün borulara aktarılabilmesi için daha hafif seyrelticilerle karıştırılması gerekiyor.
Yüksek kükürt ve metal içeriği nedeniyle rafine edilmesi hem pahalı hem de çevre açısından son derece zararlı olan Venezuela petrolünün maliyeti seyreltici ve iyileştirici maddelere duyulan ihtiyaç nedeniyle çok daha yüksek. Dolayısıyla büyük sermaye yatırımları ve yabancı teknoloji olmadan bu rezervler ekonomik olarak kullanmasını zorluyor.
Üretim süreci de benzer şekilde sorunlu. Venezuela petrolü yalnızca özel rafinerilerde işlenebiliyor ve çoğunlukla jet yakıtı, dizel, asfalt ve petrokimya hammaddesi olarak değerlendiriliyor. Ülkede üretim, altyapının çökmesi ve ekipmanların çalındığı iddiaları nedeniyle Başkan Nicolás Maduro döneminde günde bir milyon varilin altına düştü. Chavez döneminde bile Venezuela’nın üretimi 3 ila 3,5 milyon varil seviyesindeydi.
ABD NEDEN VENEZUELA PETROLÜNÜ İSTİYOR?
Peki, ekonomik olarak verimsiz görünen bu petrol neden ABD için önemli? Yanıt, Amerikan enerji piyasasında yaşanan “Büyük Uyumsuzluk”ta saklı.
1990’larda ve 2000’lerin başında hafif, tatlı petrol kaynaklarının tükeneceği düşünülüyordu. Bu nedenle ABD, Kanada, Venezuela ve Meksika’daki ağır ve ekşi petrol kaynaklarına yöneldi. 2005-2008 arasında Meksika Körfezi’ndeki rafinerilere 100 milyar dolardan fazla yatırım yapıldı. Koklaştırma ve kraker üniteleriyle ağır petrolü işleyebilecek kapasite oluşturuldu.
Hidrolik kırılma (fracking) ve yatay sondaj teknolojileri devreye girince 2008’den itibaren Kuzey Dakota’daki Bakken ve 2010’da Teksas’taki Eagle Ford sahalarında başlayan üretim, ABD’yi hafif ve tatlı petrol açısından zenginleştirdi.
Bu durum ironik bir tablo yarattı: Amerikan rafinerileri ağır petrol için optimize edilmişti, fakat ülke hafif petrol fazlasıyla dolup taşmıştı.
1970’lerden beri yürürlükte olan ihracat yasağı nedeniyle fiyatlar Brent petrolüne kıyasla ciddi şekilde düştü. Bu çelişki, ABD’nin 2015’te 40 yıllık ihracat yasağını kaldırmasının başlıca nedeni oldu. Bugün ABD, kendi hafif petrolünü ihraç ederken, rafinerilerinde daha verimli işleyebildiği Venezuela’nın ağır petrolüne ihtiyaç duyuyor. Eğer Venezuela üretimini artırabilirse, ABD için büyük bir finansal fırsat doğacak. Hem kendi petrolünü yüksek fiyatlarla satabilecek hem de Venezuela’dan daha ucuz lojistikle ağır petrol ithal ederek rafinerilerinde işleyip katma değerli ürünlere dönüştürebilecek.