Terör örgütü PKK’nın silah bırakma kararı almasıyla başlayan ve Meclis’te oluşturulan komisyon bünyesinde yürütülen çözüm sürecinde Anayasa Mahkemesi de Diyarbakır’da iki günlük bir toplantı yapma kararı aldı.
Buna göre, 20-21 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilecek olan toplantıda Anayasa Mahkemesi kararlarının objektif ve sübjektif etkileri, adil yargılanma hakkının ihlali, uzun yargılama, işkence ve kötü muameleye dair Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuruların etkileri, sonuçları, çıkan hak ihlallerine dair kararların uygulanıp yerine getirilmesiyle ilgili konular ele alınarak tartışılacak.
Toplantının açılış konuşmasını Anayasa Mahkemesi Başkanı yapacak, devamında ise AYM’nin bazı üyeleri sunum yapacak.
Bölge İstinaf Mahkemelerinin Kurulu olduğu illerde yapılması kararlaştırılan bu toplantının ilk gününde adli yargı ilk derece mahkemelerine yönelik, ikinci gününde ise idari yargının görev alanına giren konular ele alınarak tartışılacak.
Adli ve idari yargıdan çıkan kararlara ilişkin Anayasa Mahkemesine yapılan başvuruların sonuç ve uygulanabilirliğine dair fikir alışverişinde bulunulacak. Toplantıya Anayasa Mahkemesinin başkan ve üyelerinin yanı sıra Adalet Bakanlığından, Avrupa Konseyinden, Hakimler ve Savcılar Kurulundan katılımcılar ile Yargıtay Başkanı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı da katılacak.
ACM ÜYESİ OLDUĞU KENTTE 19 YIL SONRA AYM ÜYESİ OLARAK KONUŞMA YAPACAK
Toplantıda Anayasa Mahkemesinin üyelerinden Selahaddin Menteş’de bir konuşma yapacak. 2006’da Diyarbakır’da terör suçlarına bakmakla yetkili Ağır Ceza Mahkemesi üyesi olan Menteş 19 yıl sonra görev yaptığı Diyarbakır’da bu kez Anayasa Mahkemesi üyesi olarak yargı mensuplarına hitaben konuşacak.
Hakim Menteş; Diyarbakır’da görev yaptığı dönemde FETÖ’cülerin örümcek ağı gibi örgütlendikleri özel yetkili mahkemelerin verdiği ağır cezalara karşı yazdırdığı muhalefet şerhleriyle tanınıyordu. Menteş; toplumsal olaylarda polise taş attığı için 22,5 yıl hapisle cezalandırılan bir çocukla ilgili karara muhalefet şerhi yazdırmış ve şu tespitlerde bulunmuştu.
PKK BU ÇOCUKLARI ÜYESİ KABUL EDİP BM'YE BAŞVURUYOR
"Taş atarak suça sürüklenen bu çocuk, dağdan silahlı gelip pişman olsaydı ceza bile almayacaktı. PKK'nın neden olduğu insan kaybı Sakarya savaşında verilen şehit sayısından fazladır. Yöredeki şiddet normu fizyolojik, Antropolojik, Sosyolojik ve Psikolojik yönleriyle incelenmelidir. Sorunun çözümünde bilimsel verilerle yaklaşılmamıştır. Taş atan çocukların ceza almaları sağlanarak 'Mağduriyet' vurgusu işlenmektedir. Bu şekilde sempatizan olan kişilerin bilinç düzeyi artırılarak cezaevine girdikten sonra terör örgütüne üyelik bilincine gelmesi sağlanmaktadır. Taş atma davalarında çocukların akrabaları, komşuları, yerli ve yabancı basının katılımı sağlanarak, yargılananların örgüt tabiriyle 'Boşuna' yargılanmadıkları, adeta, 'Kutsal bir dava uğruna yargılandığı' izlenimi oluşturulmaktadır. Zira normal bir mahkemede yargılanan çocuğun duruşmasına anne, babası bile katılmazken, yargılama Özel yetkili Mahkemede olunca kitlelerin katılımının sağlanması daha kolay olmaktadır. Terör örgütünün diğer bir amacı ayrı bir etnik unsur oldukları duygusunu işleyip 'Millet olma' duygumuzu parçalamaktadır. Örgüt, bu nedenle üye sayısına önem vermekte ve Birleşmiş Milletler gibi kuruluşlara başvurular yapmaktadır. PKK, taş atan çocukları kendi üyesi kabul edip rakamsal olarak uluslar arası kuruluşlara müracaatta bulunarak kendini meşru göstermeye çalışmaktadır.”
TERÖRİSTLER SERBEST BIRAKILIRKEN ÇOCUKLARA 30 YIL CEZA OLMAZ
"Taş atan çocukların terörist gibi cezalandırılmaları terör örgütünün benimsediği durumdur. Dağdan inen teröristler etkin pişmanlıkla serbest bırakılırken, taş atan çocuklar bu durumdan istifade edememektedir. Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işledikleri ve örgüt üyesi oldukları kabul edilmediği için etkin pişmanlıktan yararlanamamaktadırlar. Çünkü etkin pişmanlık sadece örgüt üyelerini kapsamaktadır. Bombayla yakalanan bir terörist 10 yıl ceza alırken, taş atan çocuk 3 ayrı suçtan 15 yıl ceza almaktadır. Ortaya çıkan sonuç ceza adaleti açısından adil değildir. Terör sorununu çözerken insan odaklı bir yaklaşım sergilenmeye çalışılmalıdır. Sorunlar çözülmedikçe terör örgütlerinin en önemli yaşam kaynağı insan kaynağı tükenmeyecektir. Kürt sorunu Meclisimiz, aydınlarımız, sosyologlarımız, siyaset uzmanı, felsefecilerimiz, hukukçularımız tarafından ön yargısızca tartışılıp sonuca bağlanmalıdır. Çünkü terör; şiddet, kan, gözyaşı, nefret ve panikten beslenir.”
AVUKAT İLE GAZETECİNİN DAVASINA DA MUHALİF KALMIŞTI
Özgürlükçü kimliğiyle tanınan hakim Selahaddin Menteş, Diyarbakır'da “Kürt Ulusal Birlik Hareketi” adlı grubun düzenlediği bir panelde konuşan Avukat Sabahattin Korkmaz ile gazeteci Vedat Kurşun’un “Terör örgütü propagandası yapmak” suçundan 5 yıl hapis istemiyle yargılandığı davaya da muhalefet şerhi yazdırıp 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in sözlerine atıfta bulunmuştu. Hakim Menteş, Anayasa'nın 25. Maddesi'nde yer alan “Herkes düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir' ifadelere dikkat çekerek, "Temel hak ve özgürlerin korunması ilkesi Hukuk Devleti ile demokrasi arasındaki bağı kuran ilkedir. Buna göre kişilerin temel hak ve özgürleri pratikte uygulanabilen demokratik rejimin ruhuna uygun olan güvencelere bağlanmalıdır" dedi. Yargıç Menteş, şerhinin gerekçelerinde; 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Nejdet Sezer'in Anayasa Mahkemesinin 37'nci kuruluş yıl dönümünü yaptığı konuşmasına atıfta bulunarak, “Sezer, düşünceyi açıklama özgürlüğünün birçok özgürlüğün kaynağını oluşturduğunu, bunun demokrasinin temeli ve ayrılmaz parçası olduğunu söylemiştir. Hak ve hürriyetlere getirilecek sınırlamalar, demokratik rejim anlayışına aykırı olmamalı demiştir” dedi.
SEZER’İN KONUŞMASI İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ALANINDA MANİFESTODUR
Eski Cumhurbaşkanı Sezer'in konuşmasını düşünce ve ifade özgürlüğü alanında manifesto olarak niteleyen hakim Selahattin Menteş, PKK’nın Kürt sorununun bir sonucu olmadığını, ancak sorun çözülmedikçe terör örgütünün bu sorundan beslenmeye devam edeceğine dikkat çekti. Menteş, muhalefet şerhinde, “Zamanla bu sorunlar adeta bir karabasan gibi sorunun üzerine oturmuştur. Sorunun tartışılıp anayasal bir güvenceye bağlanması şarttır. PKK terör örgütü çözülmesi gereken ayrı bir sorun, Kürt sorunu da çözülmesi gereken ayrı bir sorun olarak değerlendirilmelidir. Terör sorununu çözerken insan odaklı bir yaklaşım sergilenmeye çalışılmalıdır. Eylem çağrısı yapılmayan, eyleme yönelmemiş soyut düşünce açıklamaları suç sayılmamalıdır. Demokratik ülkelerde, salt düşünce açıklaması cezalandırılamaz. Maddi eyleme dönüşmeyen düşünce açıklamasının cezalandırıldığı durumlarda, demokrasiden söz edilemez. Kimi düşüncelerin açıklanmasının yasaklanması, o düşüncedeki kimselerin özgürlüğünü ortadan kaldırır. Özgürlüğün düşünce açıklanmadan önce sınırsız olduğu, düşünce açıklandıktan sonra bunun suç oluşturabileceği görüşü demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmaz. Özgürlüğe sınırlama getirilmesinin aynı zamanda insan kişiliğine sınırlama getirecektir. Tartışılması gereken konulardan biri de PKK terör örgütünün ortaya çıkışının sebebi Kürt sorunu mudur ya da PKK Kürt sorununun sonucu mu doğmuştur. Kürt sorununun da bu güne kadar çözülememiş olması PKK terör örgütüne eleman temin etmede ve faaliyet alanı sağlamada yardımcı olmuştur. Ancak PKK terör örgütü Kürt sorununun bir sonucu değildir. Olsa olsa bu sorun üzerine oturmuş fuzuli-şagil bir terör örgütüdür” dedi.
MECLİS KÜRT SORUNUNU ÖN YARGISIZ TARTIŞMALI
Mahkemenin verdiği karara yazdırdığı muhalefet şerhinde, Kürt sorununun aydınlar, sosyologlar, siyaset uzmanı, felsefeciler, hukukçular ve mecliste açıkça ve ön yargısızca tartışılıp bir sonuca bağlanması gerektiğini vurgulayan Menteş, “Üretilen politikaların tamamı anayasal ve yasal teminatlara bağlanmalıdır. Anayasada teminat altına aldığımız düşünce ve ifade özgürlüğü hem sorunun terörize edilip konuşulamaz hale gelmesi, hem de PKK gibi bir terör örgütünün sorunun üzerine oturması nedeniyle sorunu konuşulamaz hale getirmemelidir. Unutmayalım ki; terör, şiddet, kan, gözyaşı, nefret, ayrışma, korku, panikten beslenir. Bununla mücadele edenler demokrasi, insan hakları, düşünce ve ifade özgürlüğü, uzlaşı, birliktelik, ülke bütünlüğü ve esenliği kodları üzerinden konuşmalı ve bir mücadele yürütmelidir” dedi.