Güney ÖZTÜRK
Tarih: 7 Temmuz 2026.
Yer: Ankara, Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi.
Dünya liderleri, Euro-Atlantik güvenliğinin geleceğini tartışmak üzere NATO Zirvesi için masadayken, arka planda jeopolitik fay hatlarının gerilimi zirve yapmış durumda. Tam bu esnada, Karadeniz’in kuzeyinden ya da doğu sınırlarının ötesinden koordineli bir “hibrit” asimetrik taarruzun düğmesine basıldığını hayal edelim.
Küresel ya da bölgesel bir aktörün NATO’nun bu en kritik gövde gösterisini sabote etmek amacıyla; alçaktan uçan seyir füzeleri, radardan kaçma kabiliyetine sahip kamikaze dron sürüleri ve yüksek irtifadan yaklaşan balistik füzelerle Ankara hava sahasını hedef aldığını varsayalım.
Peki, olası bir senaryoda Ankara’da neler yaşanırdı? Gökyüzünü bir koza gibi saran yerli ve milli “Çelik Kubbe” ile NATO entegre ağları bu saldırıyı nasıl püskürtebilirdi?
Baştan altını çizelim. Bu bir senaryo. Dayanağı da açık kaynaklar. SSB, MSB, ASELSAN, ROKETSAN ve NATO’nun kamuya açık bilgilerinden yola çıkıyoruz. Gerçek konuşlanma yerleri, angajman kuralları ve operasyon ayrıntıları doğal olarak açıklanmaz. Biz askeri sır anlatmıyoruz; açık kaynaklarda görülen savunma mimarisini okuyoruz.
“Çelik Kubbe” derken tek bir silahtan söz etmiyorum. Çelik Kubbe; radarların, erken uyarı sistemlerinin, komuta kontrol merkezlerinin, SİPER, HİSAR, KORKUT ve SUNGUR gibi farklı menzildeki savunma unsurlarının aynı ağda buluştuğu katmanlı hava savunma mimarisidir. Yani sistem önce tehdidi görecek, sonra sınıflandıracak, ardından hangi hedefe hangi silahın müdahale edeceğine karar verecek.
Birinci dalga: Nöbetçi “Şahinler”
Şimdi Ankara’ya doğru alçaktan uçan seyir füzeleri ile kamikaze dron sürüleri fırlattığını hayal edelim.
Tehdit, sınırlarımıza yaklaşmadan çok önce savunmanın ilk hattı denizin yüzeyinde başlar. Konya 3. Ana Jet Üssü’nden havalanmış olan E-7T Barış Kartalı uçağımız ve bölgede devriye gezen NATO AWACS uçağı bu füzeleri anında tespit eder. Bunlar sıradan uçak değildir; sırtlarında taşıdıkları döner porselenleri ya da elektronik taramalı radarlarla yüzlerce km’lik alanı saniye saniye tarayan “gökyüzünün uçan karargahlardır.” İçinde ekranların başında oturan subaylar, tehdidin rotasını milimetrik hesaplar.
Bu sırada gökyüzünde, askeri terminolojide “CAP” (Combat Air Patrol - Muharebe Hava Devriyesi) olarak bilinen ama en basit tabiriyle “havada tam teçhizatlı nöbet tutan” F-16 uçaklarımız devrededir. Uçan karargâhtan gelen şifreli emirle; eğer saldırı Karadeniz’den geliyorsa ilk müdahaleyi Merzifon yapar. Konya’dan kalkan uçan karargâh E-7T onları yönetir. Eğer saldırı İran üzerinden gelirse Diyarbakır 8. Ana Jet Üssü’nden acil kalkış (Scramble) yapan F-16’larımız hedefe yönlendirilir. F-16’larımız, kanatlarının altındaki görüş ötesi füzelerle, düşman füzelerini daha Türkiye’nin iç kesimlerine girmeden havada imha eder.
İkinci dalga: Muhafız “SİPER”
Ancak senaryomuzda düşman saldırısı yoğundur. Uçaklarımızın kurduğu barajı aşmayı başaran ve ses hızını aşarak yüksek irtifadan Ankara’ya doğru dalışa geçen füzeler vardır.
İşte bu noktada, Ankara’nın dış çeperine konuşlandırılmış, Türkiye’nin yerli üretim uzun menzilli hava savunma sistemi SİPER uyanır. SİPER’i, şehrin onlarca kilometre uzağında bekleyen dev bir kalkan gibi düşünebilirsiniz. Fırlatma araçlarından gökyüzüne dikey olarak fırlayan SİPER füzeleri; uçak, İHA, seyir füzesi ve havadan-karaya mühimmat gibi atmosfer içinde uçan hedefleri uzak mesafede durdur. Atmosfer dışından gelecek balistik füze tehdidinde devreye NATO’nun Patriot bataryaları ve Akdeniz’deki müttefik hava-füze savunma unsurları da girer. Ankara halkı saldırıyı görmez. Sadece uzak şehirlerde parlayan sönük bir flaş ışığı olarak görünür
Üçüncü dalga: Şemsiye “HİSAR”
Senaryo bu ya, SİPER’in eleğinden geçen, radar izi düşük birkaç seyir füzesi ya da İHA şehir sınırlarına kadar yaklaşmayı başarmıştır. İrtifalarını düşürerek vadilerin, tepelerin arasından süzülmeye çalışırlar.
Bu kez devreye orta ve alçak irtifayı koruyan HİSAR-O+ ve HİSAR-A+ sistemleri girer. Bu sistemler, füzeyi namludan belirli bir yöne doğru değil, doğrudan gökyüzüne (dikine) fırlatır. Füze havaya fırladıktan sonra havada hedefine doğru dönerek kilitlenir. Bu özellikleri sayesinde Ankara’ya kuzeyden, güneyden veya doğudan aynı anda gelen tehditlere karşı 360 derecelik bir savunma şemsiyesi oluştururlar. HİSAR füzeleri, şehir merkezine 15-20 kilometre kala bu seyir füzelerini de avlar.

Son Çizgi: Çelik “KORKUT”
Saldırının en sinsi kısmı başlamıştır. Radara hiç yakalanmamak için binaların boyunda uçan, ağaç seviyesinde süzülen “kamikaze dronlar” doğrudan Zirve’nin yapıldığı bölgeyi hedef almaktadır. Füzelerin bile vurmakta zorlanacağı bu küçük ve hızlı hedefler için görev, son savunma hattına düşer.
Kritik tesislerin etrafına yerleştirilmiş KORKUT sistemleri top namlularını düşmana çevirir. KORKUT, sıradan bir uçaksavar topu değildir. 35 mm’lik çift namlusundan dakikada 1100 atımlık “ATOM” adı verilen akıllı mühimmat ateşler. 4 km’ye kadar etkilidir. Bu mühimmatlar hedefi vurmak için doğrudan ona çarpmaz; hedefin birkaç metre önünde, havada otomatik olarak infilak eder. Patlamayla birlikte binlerce tungsten bilye havada “çelikten bir duvar” örer. Hızla gelen dronlar bu şarapnel bulutuna çarparak paramparça olur. Eş zamanlı olarak, hakim tepelere omuzunda SUNGUR füzeleriyle konuşlanmış askerlerimiz, füzelerin kızılötesi (ısı güdümlü) gözleriyle dronların motor sıcaklığına kilitlenerek kalan son sızıntıları da havada imha eder.
Orkestra şefi: HERİKKS
Yüzlerce uçağın, füzenin ve dronun aynı anda havada olduğu, uçan karargahların gigabaytlarca veri gönderdiği bu kaotik savaşı hiçbir insan beyni saniyeler içinde yönetemez. Eğer yanlış bir karar verilirse, iki savunma füzemiz aynı hedefi vurur ve bir diğer düşman füzesi aradan sızıp şehri vurabilir.
İşte tüm bu devasa yapıyı, ASELSAN’ın geliştirdiği HERİKKS (Hava Savunma Erken İhbar ve Komuta Kontrol Sistemi) adındaki “dijital beyin” yönetir. HERİKKS, Merzifon’daki uçağın, Konya’daki uçan karargâhın, SİPER’in ve KORKUT’un radar görüntülerini tek bir ekranda birleştirir. Komutanın önüne tekleştirilmiş hava resmi koyar; hangi tehdide hangi silahın tahsis edileceğini önerir. Hangi füzeyi F-16’nın, hangi dronu KORKUT’un vurması gerektiğini milisaniyeler içinde hesaplar.
Ankara’daki NATO Zirvesi süresince gökyüzüne çekilecek olan bu görünmez ağ, sadece bir güvenlik önlemi değildir. Bu, Türkiye’nin kendi yazılımı, kendi radarı ve kendi füzeleriyle inşa ettiği gerçekten gurur duyacağımız “Çelik Kubbe” doktrininin, dünyanın en üst düzey güvenlik organizasyonunda sergileyeceği gövde gösterisidir.