Evrim tamamlandı. Tarihin sonu geldi demişlerdi. Liberal demokrasi yani sermaye düzeni ve kapitalist model kazandı. Bin yıl sürecek. Sosyalizm öldü. Dünya için, insanlık için, gelecek için, bilim için, her alanda verimliliği artırmak için; işçi-işveren-zengin-fakir-beyaz yaka-mavi yaka ayırmadan her sınıf için yapılabilecek en iyiyi liberal demokrasi yaptı demişlerdi. ★★★ Yüksek refah geldi. Orta sınıf doğdu. İşçiler zenginleşti. Memurlar mesut. Emekliler mutlu. Herkese hastane. Herkese eğitim hakkı. Herkese en iyi bilgi. Herkese sosyal güvenlik. Herkese fırsat eşitliği. Herkese düşünce hakkı. Herkese başarma fırsatı. Herkese mutlu gelecek Sıfır tahammülsüzlük. Sıfır aşırı devlet gücü. ★★★ Filistin’de, İran’da, Suriye’de, Irak’ta, Libya’da savaş çıkartıp çocuk öldürmek de yok demişlerdi. Ortadoğu’da, Afrika’da, Güney Amerika’da aç ve işsiz kaldıkları için zengin Amerika ile Avrupa’ya, ölümü göze alıp girmeye çalışan mülteci ile göçmenin önüne sınırda telden duvarlar örmek, denizden gelenlerin botlarını batırmak da yok demişlerdi. Herkese ifade özgürlüğü. Herkese örgütlenme özgürlüğü, herkese dini inanç özgürlüğü; özetle bunların hepsini liberal demokrasi insanlığa verdi. Kıyamet gününe kadar da vermeye devam edecek demişlerdi. Fos çıktı. ★★★ Şimdi tartışılıyor: Nobel Ödülü sahibi Daron Acemoğlu, “Hangi Liberal Demokrasi” adlı yeni bir kitap yazdı. Girdiği çıkmazda Liberal Demokrasi, kendisine ancak işçi sınıfı bilinci aşısı yapılabilirse verdiği sözleri tutabilir diye özetleyebileceğim “İşçi Sınıfı Liberalizmi” önerdi. Nasıl olacağını... Kitapta anlatıyor. ★★★ Daron Acemoğlu’nun; işçi sınıfı bilinci aşılanarak ancak rektifiye edilebilir demeye getirdiği ileri liberal demokrasilerinde ne varsa hepsini Türkiye’ye getirme sözünü 25 yıl önce Tayyip Erdoğan vermişti. AKP’yi kurup; “Biz Müslüman- Muhafazakar- Milliyetçi- Liberal Demokratız” diye oy istemişti. Devlet Bahçeli de son 20 yıldır Erdoğan’ı iktidarda kalsın diye destekliyor. Ne oldu? Fos çıktı. Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli, ülkemizi 25 yılda koyu karanlık müslüman milliyetçi muhafazakar liberal otoriterliğe (faşizme) soktular. ★★★ Ne ifade özgürlüğü. Ne fırsat eşitliği kaldı. Ne hukuk, ne adalet! Zengin daha zengin. Fakir ölümüne fakir. Erdoğan ile Bahçeli; “Biz devleti ele geçirdik, bizden olmayanı ezeriz düzeni” kurdular. Daron Acemoğlu, Komünizm önermiyor. Marksizm yanlısı bir bilim adamı değil. Kitabında Karl Marx’ın da yanıldığını yazıyor. Ayrıca liberal demokrasinin, ikinci dünya savaşı sonrası kısa bir sürede de olsa başarılı olduğunu da kabul ediyor. Fakat ne oldu? Acemoğlu’na hemen ateşe başladılar. Bugünkü dünya sermaye düzenini savunmak için en donanımlı, en bilgili, en keskin kalemleri toplamış The Economist dergisi Acemoğlu için “Dünyanın en etkili ekonomisti tuhaf biçimde ikna edici değil” diye yazarak “itibar suikastı” ateşi açtı. Yazdıkları ucuz halk dalkavukluğu (popülizm) demeye getirdiler. ★★★ Acemoğlu! Kendini savunur. Savunacaktır. Savunuyor. Ben kitabı bizim ülkemizin son durumunu aklımda tutarak okudum. Bizim ülkemiz, Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli yönetiminde müslüman liberal milliyetçi muhafazakar demokrasi salçalı koyu otoriter yönetime sokuldu. Türkiye’yi içine düştüğü bu çıkmazdan Daron Acemoğlu’nun bütün dünya liberal demokrasisi için önerdiği “işçi sınıfı bilinci aşısı yaparak” kurtarabilir. Ancak sendika ağaları ile siyaset ağaları işadamları ile birlik olup Türkiye’de işçileri sendikasızlaştıran ve sınıf bilincini yok eden bir mengeneye soktular. Mengene! Geçen hafta bu köşede yazdığım; “Sendika Ağaları” başlıklı yazım üzerine Türk-İş eski Genel Başkanı Salih Kılıç ile DİSK eski Genel Başkanı Rıdvan Budak aradılar; “Türkiye’de işçi sınıfı bilinci, yüksek demokrasi isteme enerjisine dönüşebilirdi. Fakat korku devleti yaratılarak ve ancak iktidar partisi liderinin ağzına bakan mal varlığı şişmiş sendikacı tipi öne geçirilerek işçi sınıfı bilincinin mengeneye alındığını” söylediler. Bu sendika ağası tipi ile iktidarın hep devlet kaynağından beslenmeye muhtaç yeni zengin sınıf yaratma arzusu birleşti. Bir yandan grev yasakları, öbür yandan iş kolu yetkisi ile iş yeri yetkisi vermeme korkusu canlı tutuldu. Taşeronlaşmanın önü açılarak işçiler sınıf ve hak gözetici gerçek sendika bilincinden kopmaya zorlandı. Toplam işçi sayısı (kayıt dışı hariç) 17 milyon 630 bin olmasına rağmen sendika üyesi işçi sadece 2 milyon 432 bine indi. Kayıt dışı çalıştıranları da koyarsak her 7 işçiden sadece 1’i sendikalı.