Avrupa Birliği'nin yasama organı Avrupa Parlamentosu'nda oylanacak olan Türkiye raporunda AB, Türklerin neden vize alamadığını tek tek sıraladı.
Parlamentonun İspanyol üyelerinden Nacho Sanchez Amor tarafından kaleme alınan taslak belgede Türk vatandaşlarının Schengen vizesine erişim süreci, Türkiye ile AB arasındaki en önemli gündem maddeleri arasında yer aldı.
Belgeye göre Türkiye'nin vize muafiyeti alabilmesi için gereken son 6 madde yerine getirildiğinde vize randevuları tarih olacak.
Buna göre Türkiye'de yargının muhalefete karşı silah olarak kullanılmaması, laikliğin korunması, ekonomik stabilitenin sağlanması, yargının bağımsız olması, gümrük birliğinin sağlanması şartlar arasında yer aldı.
Taslakta, AP'nin Türk hükümetini vize serbestleştirme diyaloğunun yeniden başlatılmasını engelleyen kalan engelleri gidermeye, AB Konseyi'ni de bu adımlar atıldıktan sonra kendi payına düşeni yapmaya çağırdığı ifade edildi.
Ayrıca, talep artışı ve sistemin kötüye kullanılması endişesi nedeniyle Türk vatandaşlarının yaşadığı vize sorunlarından üzüntü duyulduğu belirtilerek, üye ülkelere kaynak artırımı çağrısı yapıldı.
Belgede, hükümetin tüm nüfusa fayda sağlayacak adımları atmazken sayısı bilinmeyen hizmet pasaportlarını suistimal etmesinden duyulan üzüntü de vurgulandı.
YARGI BAĞIMSIZ, ÜLKE LAİK OLMALI
Türkiye'deki yargı sistemi ve uygulamalarına yönelik sert eleştiriler bu yılki taslak belgede de devam etti.
Hukukun üstünlüğünün ciddi şekilde aşınmasından ve yargı bağımsızlığının bulunmamasından derin endişe duyulduğunu belirten Avrupa Parlamentosu, sistemdeki tarafsızlık eksikliği ile yaygın çifte standartları esefle karşıladığını aktardı.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun dava süreci eleştirilirken tutukluluk hali yeniden kınandı.
Öte yandan raporda, beş yıl aradan sonra ilk kez laiklik vurgusu yapılması dikkat çekti. En son 19 Mayıs 2021'deki raporda yer alan bu konuda, Türk makamlarının anayasal laik temellerle tezat oluşturan ve dini yaklaşıma dayanan geriletici bir ahlak gündemini topluma aşılama biçiminden endişe duyulduğu ifade edildi.
Bu eğilimin mevzuat, siyasi söylem, eğitim, kültür ve medyada gözlemlendiği, bunun da çoğulculuk ve temel özgürlüklerin aşınmasına yol açtığı kaydedildi.