Bazı kavramlar vardır...

Türkiye’de çok konuşulur, az anlaşılır.

Milliyetçilik de bunlardan biri.

Kimi ırkçılıkla karıştırır.

Kimi hamasete indirger.

Kimi çağdışı bir düşünceymiş gibi küçümser.

Kimi de Atatürk’ün milliyetçiliğine burun kıvırır.

Oysa Cumhuriyet’in tarihini bilenler için milliyetçilik, bir siyasi söylem değil; tutsaklığı reddeden bir milletin bağımsızlık iradesidir.

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, işgal edilmiş bir vatanın küllerinden doğdu.

★★★

19 Mayıs 1919...

Mustafa Kemal Paşa Samsun’a çıktığında ne güçlü bir ordusu vardı ne de parası...

İstanbul işgal altındaydı.

Anadolu parçalanıyordu.

Osmanlı Devleti çökmüştü.

Millet yoksuldu, yorgundu, umutsuzdu.

★★★

Mustafa Kemal, 22 Haziran 1919’da Amasya Genelgesi’yle bütün dünyaya seslenir:

“Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”

Bu söz, bir devletin kuruluş felsefesiydi.

Cumhuriyet’in işaret fişeğiydi.

Ve 23 Nisan 1920’de TBMM açıldı.

Egemenliğin kaynağı değişti, padişahın yerini millet aldı.

★★★

Peki, Atatürk nasıl bir milliyetçiydi?

Osmanlı’nın son döneminde, imparatorluğu dağılmaktan kurtarmak için Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük düşünceleri tartışılıyordu.

Yusuf Akçura, 1904’te yayımladığı “Üç Tarz-ı Siyaset” adlı eserinde bu üç siyasi anlayışı karşılaştırmıştı.

Ancak Atatürk’ün milliyetçiliği, Osmanlı dönemindeki Türkçülüğün basit bir devamı değildi.

Çünkü Atatürk’ün amacı imparatorluğu yeniden kurmak değil, bağımsız bir millî devlet oluşturmaktı.

O’nun milliyetçiliği;

Irkçı ve ayrıştırıcı değil, birleştiriciydi.

Yayılmacılığı değil, tam bağımsızlığı esas alıyordu.

Saldırgan değil, barışçıydı.

★★★

Atatürk, 1930’da Türk milliyetçiliğini şöyle tanımlar:

“Türk milliyetçiliği, ilerleme ve gelişme yolunda, milletlerarası ilişki ve yakınlaşmalarda, bütün çağdaş milletlere paralel ve onlarla uyum içinde yürümekle beraber, Türk toplumunun kendine özgü karakterlerini ve başlı başına bağımsız kimliğini saklı tutmaktır.”

Kaynak olarak ekle

Ne kadar açık...

Dünyaya açık olacaksın, ama kimliğini kaybetmeyeceksin.

Çağdaşlaşacaksın, ama başkasının taklitçisi olmayacaksın.

Başka milletlerle eşit ilişkiler kuracaksın, ama iradeni başkalarına teslim etmeyeceksin.

★★★

Atatürk, 1926’da da şöyle diyordu:

“Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz.”

Milliyetçiliğe sırt çevirenler, “Ben Atatürkçüyüm” diyemezler.

Ya da milliyetçiliğe mesafeli olanlar, Atatürk’ün Altı Oku’nu sahiplenemezler.

Bu kadar açık...

★★★

Bugün bazı çevreler, Atatürk’ün milliyetçiliğini ırkçılıkla bir tutma yanılgısına düşüyor.

Oysa Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi ve anayasal vatandaşlık anlayışı ortada.

1924 Anayasası’nın 88. maddesi şöyle diyordu:

“Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, din ve ırk ayrımı gözetilmeksizin Türk kabul edilir.”

Bugünkü Anayasa’nın 66. maddesi de aynı vatandaşlık bağını esas alır:

“Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.”

Demek ki Cumhuriyet’in hukuki millet tanımı, kan bağına dayanmaz.

Ortak vatanı, ortak vatandaşlığı ve ortak geleceği esas alır.

★★★

Uğur Mumcu, milliyetçiliği tam bağımsızlık mücadelesiyle ele alır.

Asıl milliyetçilik, milletin yararını her türlü kişisel ve siyasi çıkarın üzerinde tutmaktır.

Ekonomik bağımsızlığı korumaktır.

Siyasi bağımsızlığı savunmaktır.

Ülkenin kaynaklarına sahip çıkmaktır.

Emperyalizmin karşısında durabilmektir.

★★★

Bugünün milliyetçiliği, ülkeyi çağdaş uygarlık düzeyine taşımaktır.

Çip üretebilmektir.

Yapay zekâ geliştirebilmektir.

Bilim insanını ülkede tutabilmektir.

Çiftçisinin toprağını bereketle işlemesini sağlamaktır.

Gençlerine gelecek umudu vermektir.

Çocuklarına çağdaş eğitim sunmaktır.

★★★

Atatürk’ün milliyetçiliği, geçmişte kalmış bir hatıra değildir.

Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinde döktüğü kanla, alın teriyle yoğrulmuştur.

Bayrağın dalgalandığı ülkede yaşayan insanların onurunu, hukukunu, emeğini ve geleceğini savunmaktır.

Atatürk, 4 Ekim 1932’de şöyle der:

“Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı, hep bir ırkın evlâtları, hep aynı cevherin damarlarıdır.”

★★★

Atatürk’ün milliyetçiliğine burun kıvıranlara sormak gerek:

İşgal altındaki vatanın kurtuluşunu sağlayan milliyetçiliğe mi karşısınız?

Egemenliği padişahtan alıp, millete veren milliyetçiliğe mi?

Vatandaşlarını, ortak bir millet çatısı altında buluşturan milliyetçiliğe mi?

Yoksa ekonomik bağımsızlığı, bilimi, sanatı, kültürü ve çağdaşlaşmayı savunan milliyetçiliğe mi?

Hangisine?..