Psikoloji bilimi, sürekli kendinden bahseden ve karşı tarafa söz hakkı tanımayan bireylerin davranış kalıplarını mercek altına aldı. Bu durumun sadece dışa dönüklük veya konuşkanlıkla açıklanamayacağını belirten uzmanlar, bu davranışın altında yatan 4 temel psikolojik özelliği işaret etti.

1. KONUŞMA HAKİMİYETİ

Psikologlar, sürekli kendinden bahsetme durumunu basit bir ilgi ihtiyacının ötesinde, "konuşma hakimiyeti" olarak tanımlıyor. 

Bu kişiler için sohbet, karşılıklı bir etkileşimden ziyade, yalnızca kendi görüşlerinin, deneyimlerinin ve ilgi alanlarının merkezde olduğu "paylaşımsız bir platform"dur. Bu özellik, sadece iyi bir hikaye anlatıcısı olmakla ilgili değildir; temelinde başkalarının bakış açılarını dinleme veya dikkate alma konusundaki yetersizlik yatar. 

Konuşmayı tek odak noktası haline getiren bu bireyler, karşı tarafın katkısına yer bırakmayarak iletişimi tek taraflı bir akışa dönüştürür.

2. BAŞKALARINA KARŞI "YAYINCI" TAVRI

Sürekli kendinden bahseden bireylerde gözlemlenen en belirgin özelliklerden biri, başkalarına karşı sergiledikleri kayıtsızlık veya umursamazlıktır. Uzmanlar bu durumu "konuşmak yerine yayın yapmak" olarak nitelendiriyor.

Bu kişiler, bir konu hakkında konuşulurken diyaloğu hızla kendi kişisel anekdotlarına çevirme eğilimindedir. Başkalarının deneyimlerini ve görüşlerini yok saymayı seçen bu tavır, karşı tarafta "duyulmama" veya "değersiz hissetme" duygusu yaratır. Bu durum, hem profesyonel iş ortamlarında hem de kişisel ilişkilerde ciddi iletişim kopukluklarına neden olabilmektedir.

3. EMPATİ MEKANİZMAZINDAKİ BOZUKLUK

Diyaloglarda bireyler arasındaki uçurumu kapatan temel unsur empatidir. Konuşmayı domine eden kişilerde bu empatik bağlantının zayıf olduğu görülüyor. 

Psikoloji literatüründe bu durum, "dikiz aynası bozuk bir araba kullanmaya" benzetiliyor; kişi sadece kendi yoluna (kendi hikayesine) odaklanırken, diğer yolcuları (dinleyicileri) fark edemiyor.

Cambridge Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada, bu davranışı sergileyen narsist eğilimli bireylerin beyinlerinde, empatik bölgeler ile benmerkezci bölgeler arasında belirgin bir dengesizlik olduğu saptanmıştır. Bu nörolojik bulgu, söz konusu bireylerin konuşma sırasında neden kendilerini başkasının yerine koymakta zorlandıklarını ve diyaloğu neden tekellerine aldıklarını bilimsel olarak açıklıyor.

4. KIRILGAN VE ŞİŞİRİLMİŞ ÖZ SAYGI

Konuşmalarda sürekli dikkatleri üzerine çekme çabası, genellikle paradoksal bir durumu, yani "şişirilmiş öz saygıyı" işaret ediyor. Amerikan Psikoloji Birliği (APA), bu kişilerin yeteneklerini abartma eğiliminde olduklarını ve gerçeklikle örtüşmeyen güçlü bir öz imaja sahip olduklarını vurguluyor.

Bu bireyler, kendi deneyimlerini ve becerilerini "istisnai" olarak algıladıkları için, anlatılarını sürekli dile getirme ihtiyacı duyarlar. Ancak uzmanlar, bu şişirilmiş öz saygının genellikle kırılgan olduğuna dikkat çekiyor. Konuşmalarda sadece kendilerine odaklanmaları ve anlatıyı kontrol etme çabaları, aslında bu kırılgan egoyu koruma mekanizması olarak yorumlanıyor.