Doç. Dr. Burcu Zeybek’e göre; “görüşmenin içerikten çok sunuluş biçimi ön plana çıkıyor.”

“Algı yönetiminde görsellerin sembolik değeri büyüktür. Erdoğan’ın Beyaz Saray’da Trump ile el sıkışması, “Türkiye yeniden masada” mesajı olarak kurgulanıyor” diyen “Bu fotoğraf, içeride ekonomik sıkıntılar ve siyasi eleştirilerle bunalan iktidar tabanı için bir güç ve meşruiyet enstrümanı işlevi görüyor. Burada Debord’un Gösteri Toplumu kavramı hatırlanabilir: Asıl önemli olan müzakerenin sonuçları değil, kamuoyuna gösterilen “sahnelenmiş birliktelik”tir” diyor.

İktidar medyası: Türkiye’nin büyük diplomatik hamlesi

Zeybek, Erdoğan-Trump görüşmesini iktidar ve muhalefet medyasının ele alış biçimine dikkat çekiyor: “İktidar medyası görüşmeyi “Türkiye’nin büyük diplomatik hamlesi” olarak çerçevelemeye çalışırken, muhalefet medyası “bedeli yüksek bir geri dönüş pazarlığı” olarak sunuyor. Burada Habermas’ın kamusal alan yaklaşımı devreye giriyor: Aynı olay farklı söylem çerçeveleriyle topluma aktarılıyor, böylece kamusal tartışma alanında kutuplaştırıcı bir yankı üretilmiş oluyor.”


Doç. Dr. Burcu Zeybek - İstanbul Üniversitesi

Zeybek açısından algı yönetiminin bir diğer boyutu da kamuoyuna duygusal mesajların verilmesi:

“Öncelikle Türk kamuoyunu gururlandıracak bir resim verildi: “Liderimiz ABD Başkanı ile eşit düzeyde oturuyor, Türkiye masada” vurgusu. Diğer taraftan muhalefet cephesinde “ABD’ye taviz mi veriliyor, milli çıkarlar satılıyor mu?” sorusu. Bu ikili duygu, Türkiye’de kutuplaşmanın fitili haline geliyor. Algı yönetimi ise bu duyguları seçmen sadakatini güçlendirmek üzere seferber ediyor.”

“Türkler zekidir” söylemi ve “itibar sermayesi”

“Görüşmede dikkat çeken bir detay Trump’ın “Türkler Zekidir” söylemi oldu" diyen Zeybek, "Bu söylem sadece bir övgü değil aynı zamanda Türkiye’yi lideri ve halkı nezdinde tanıdığını ima ederek yakınlık algısını yaratma girişimi olarak okunabilir” diyor.

“Dış politika hamlelerinin iç politikada “itibar sermayesi” olarak kullanılması yeni değil” diyen Zeybek şöyle devam ediyor: “Erdoğan’ın Washington’daki pozu, içeride yatırımcıya yönelik hem ekonomik güven mesajı hem de seçmene yönelik siyasal güç gösterisi olarak işlev görüyor. Burada Bourdieu’nün sembolik sermaye kavramıyla okunabilecek bir tablo var: Beyaz Saray görüşmesi, iç politikada uluslararası prestij sermayesi olarak dolaşıma sokuluyor.”

Erdoğan’ı nasıl bir süreç bekliyor?

Zeybek’e göre “her algı yönetimi girişimi, ters etki riskini de barındırıyor”. “Eğer F-35 ve CAATSA başlıklarında somut ilerleme sağlanmazsa, “fotoğraf siyaseti” eleştirisi güçlenir” diyen Zeybek, şöyle devam ediyor: “CAATSA yaptırımları olmasa da F-35 meselesi senatörlerin imzasına bağlı, çok da kolay bir süreç değil. Kaldı ki İsrail-Gazze meselesinde ABD ile farklı tonlar açıkça görülürse, Erdoğan’ın “mazlumların sesi” imajı ile “Batı ile yakınlaşma” imajı arasında çelişki doğabilir.

“Dış politikadan ziyade algı yönetiminin konusu”

Peki, Zeybek’in görüşlerinden yola çıktığımızda nasıl bir sonuca varmamız gerekiyor?

“Sonuç olarak Beyaz Saray görüşmesi, Türkiye’de dış politika içeriklerinden ziyade algı yönetiminin konusu haline gelmiştir” diyen Zeybek, sözlerini şöyle noktalıyor: “İktidar, bu teması “normalleşme” ve “prestij” çerçevesinde sunarken; muhalefet, “taviz” ve “maliyet” söylemleriyle karşı çerçeve oluşturuyor. Neticede, Washington’daki diplomasi Ankara’da bir algı savaşı olarak yeniden üretiliyor.