Kültür ve Turizm Bakanlığı adına Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi'nden Prof. Dr. Deniz Sarı başkanlığında yürütülen kazılarda bulunan kaplumbağaların en büyüğü yaklaşık 30 santimetre uzunluğunda ve 20 santimetre genişliğinde. Bazı örneklerin kireç taşından yapıldıktan sonra kil ile kaplandığı belirlendi.

TOPRAĞA SAPLANMIŞ HALDE BULDULAR

Heykelciklerin bulunduğu yer, keşfin en dikkat çekici ayrıntılarından biri oldu. Mağarada yuvarlak halkalar oluşturan mimari düzenlemeler tespit edilirken kaplumbağa figürlerinin bu alanların çevresine toprağa saplanmış şekilde yerleştirildiği görüldü. Araştırmacılar bunun günlük kullanımdan ziyade ritüel bir uygulamanın parçası olabileceğini değerlendiriyor.

Gedikkaya Mağarası'nın geçmişte de özel amaçlarla kullanıldığına ilişkin bulgular ortaya çıkarılmıştı. Önceki kazılarda MÖ 14 bin 500'lere tarihlenen bir adak çukuru, insan ve hayvan biçimli objeler, kemik eserler ve stilize bir hayvan heykeli bulunmuştu. Akademik çalışmalar mağaranın Epipaleolitik, Neolitik ve Kalkolitik dönemlerde farklı zamanlarda kullanıldığını gösteriyor.

TEPENİN ŞEKLİ KAPLUMBAĞAYA BENZETİLMİŞ OLABİLİR

Kazı ekibi, aynı hayvanın bu kadar fazla tasvir edilmesinin Gedikkaya Tepesi'nin görünümüyle bağlantılı olabileceği ihtimali üzerinde duruyor. Prof. Dr. Sarı, o dönemde yaşayan insanların tepenin biçimini bir kaplumbağaya benzetmiş ve buraya özel bir anlam yüklemiş olabileceklerini değerlendiriyor. Bunun bir “dağ kültü” olarak tanımlanması için ise henüz erken olduğu özellikle belirtiliyor.

Kaynak olarak ekle

Kaplumbağa sembolünün Yakın Doğu'daki Natufian kültüründe ve daha eski Üst Paleolitik kültürlerde de görüldüğüne dikkat çekiliyor. Gedikkaya'da ortaya çıkarılan 25 heykelcik, Buzul Çağı'nın sonlarına doğru Anadolu'da yaşayan avcı-toplayıcı toplulukların inanç ve ritüel dünyasının anlaşılması açısından yeni ipuçları sunuyor. Buluntular ayrıntılı inceleme ve restorasyon için Bilecik Müzesi ile Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi'ne teslim edildi.