Çip, 65.536 elektrot ve 1.000’den fazla kayıt kanalı içeriyor. En dikkat çekici özelliği ise, beyin dokusuna derin delikler açmadan, kafatasında küçük bir açıklıktan subdural olarak yerleştirilebilmesi. Bu yönüyle, büyük hacimli implantlar gerektiren geleneksel sistemlerden ayrılıyor.

Dr. Ken Shephard’a göre kablosuz BISC, rakip çözümlerden kat kat üstün performans sergiliyor. Sistem, diğer kablosuz beyin-bilgisayar arayüzlerinden yüz kat daha hızlı olan 100 Mbps veri aktarım hızı sunuyor. Kabloların olmaması ve doğrudan beyin dokusuna enjeksiyon yapılması, uzun vadede doku hasarı ve sinyal bozulması riskini azaltıyor.

BISC, yapay zekâ desteğiyle kaydedilen verileri analiz ederek vücut hareketlerini, duyusal bilgileri, beyin durumunu ve hatta hastanın niyetlerini belirleyebiliyor. Bu özellik, felçli, otizmli veya görme engelli bireyler için yeni tedavi ve iletişim imkânları sunuyor. Ancak kullanım alanı yalnızca tıpla sınırlı değil; sistem, bilgisayarlar ve siber cihazlar için gelişmiş bir kontrol mekanizması olarak da kullanılabilir.

Bir grup bilim insanı, bu teknolojiyi geliştirmek amacıyla Kampto Neurotech adlı şirketi kurdu. Şirketin hedefi iki yönlü: Bir yandan bedensel engeller nedeniyle hareket kabiliyeti kısıtlı hastaları özgürleştirmek, diğer yandan insanların çevreleriyle doğrudan iletişim kurmasını sağlamak. Uzmanlara göre bu gelişme, yapay zekâ ile etkileşim biçimimizi kökten değiştirebilir ve telepati vizyonunu gerçeğe dönüştürebilir.

Araştırmacılar, bu teknolojinin gelecekte kötüye kullanılabileceği konusunda da uyarıyor. “Çim Biçme Makinesi Adamı” ve “Johnny Mnemonic” gibi bilim kurgu eserlerinde görülen senaryoların gerçeğe dönüşmesi ihtimali, yapay zekâ pazarının henüz düzenlenmemiş olması nedeniyle endişe yaratıyor. Uzmanlar, bu tür sistemlerin kontrolsüz şekilde gelişmesi halinde, dünyanın en güçlülerinin zihinlerine hükmetme riskinin ortaya çıkabileceğini belirtiyor.