Kıbrıs Barış Harekatı 20 Temmuz 1974’te başlamıştı. Yıllarca Türk askerini beklerken katliamlara uğradılar. İşte onlardan birisi de 19 Mart 1964’te şehit edilen Hüseyin Niyazi Hasan’dı. Eşinin şehit olduğunu gören Nevcihan Hanımın çığlığı bütün Ada’yı kaplamıştı. O an çekilen fotoğrafı afiş oldu, kitap kapağı oldu. Rumlar Nevcihan Hanımı hep Rum kadını olarak tanıttı. Şimdi de heykelini yaptırıyorlar.
Tarih, yalnızca askeri cephelerde kazanılan zaferlerle ya da kaybedilen topraklarla yazılmaz. Bazen tek bir fotoğraf karesi, bir halkın yaşadığı topyekun trajedinin, uğradığı haksızlığın ve maruz kaldığı dezenformasyonun en yalın vesikası haline gelir. Kıbrıs, Türk mücadele tarihinin en hüzünlü sembollerinden biri olan o meşhur “yas tutan kadın” fotoğrafı, tam da böyle bir hakikat mücadelesinin merkezinde duruyor.


Nevcihan Oluşum, Rum olarak tanıtıldı.
YAPILAN ALÇAKLIK
Kıbrıs Rum Yönetimi ve onun siyasi uzantıları, yıllardır uluslararası kamuoyunu aldatmak, genç kuşaklara Türk düşmanlığı aşılamak amacıyla sınır tanımayan bir kara propaganda yürütüyor. Bunun son perdesi, Lefkoşa’nın en işlek meydanlarından birine dikilmesi planlanan sözde “savaş suçlarına maruz kalan Rum kadınları anıtı” ile bir kez daha sahneye konmak isteniyor.
1958-1974 yılları arasında Ada’yı kana bulayan; Kumsal’da, Ayvasıl’da, Taşkent’te, Atlılar’da, Sandallar’da, Muratağa’da ve Aleminyo’da savunmasız Türk sivilleri toplu katliamlarla hayattan koparan zihniyet, bugün kendi günahlarını gizlemek için akıl almaz bir sahtekarlığa sığınıyor. O nedenle bu yeni anıt teşebbüsü şaşırtıcı değil; asıl vahim olan, gerçekler defalarca yüzlerine vurulmasına rağmen bu büyük yalanı ısrarla sürdürebilme cüretleridir.
Bahse konu sahtekarlık, İrlanda asıllı ünlü İngiliz savaş fotoğrafçısı Don McCullin tarafından çekilen ve World Press Photo arşivlerinde 1964 “Yılın Fotoğrafı” seçilen o tarihi kareyle ilgilidir. Rum yönetimi, belediyeleri, AKEL gibi siyasi partileri ve hatta bazı sözde bilim insanları, bu fotoğrafı pervasızca afişlerine ve kitap kapaklarına taşımaktadır. Afişlerdeki iddia tek bir yalana dayanır: “1974’te Türkiye’nin acılara boğduğu bir Rum kadını.” Hem öldür, hem de kurbanı kendi kirli siyasetine alet et! Böyle bir alçaklığın dünyada bir başka örneği var mıdır?
ACIYLA O ÇIĞLIĞI ATTI
Oysa uluslararası arşivlerde gerçeğin adı, adresi ve tescili nettir. O fotoğraftaki kadın, ömrünü Kıbrıs Türk halkının haklı davasına adamış, birkaç yıl önce aramızdan ayrılan şehit eşi Nevcihan Oluşum’dur. Olayın tarihi ise iddia edildiği gibi 1974 değil, 19 Mart 1964’tür. Nevcihan Ana, henüz 33 yaşındayken ve karnında üçüncü çocuğunu taşırken, Rum çetelerinin Gaziveren köyüne düzenlediği hain saldırıda kahramanca direnen ve şehit düşen eşi Hüseyin Niyazi Hasan’ın acısıyla o çığlığı atmıştır.
World Press Photo resmi kayıtlarında bu vesika şu açık ifadeyle tescillidir: “Ghaziveram/Gaziveren, Cyprus. A Turkish woman mourns her dead husband” (Gaziveren, Kıbrıs. Bir Türk kadını ölen kocası için yas tutuyor.)
YALANLAR VE GERÇEKLER
Bu büyük sahtekarlık, Londra’da yaşayan gurbetçi Kıbrıs Türklerinin kararlı mücadelesiyle İngiliz basınında, özellikle “The Times” gazetesinde deşifre edilmiş; fotoğrafçı Don McCullin de kendi açıklamalarında gerçeğin altını birçok kez çizmiştir. Buna rağmen, barış havarisi kesilen Rum örgütleri bu görseli Türk askerini suçlamak için barbarca kullanmaya devam etmektedir. İşin daha acı tarafı, Niyazi Kızılyürek gibi isimlerin yazıp bastığı kitapların kapağına bu resmi koyup, fotoğrafçının adını zikredip, eşi Rumlar tarafından katledilen bir Türk anası olduğunu sinsice gizlemesidir. İşte sözde bilimselliğin bittiği, ideolojik körlüğün başladığı yer tam olarak burasıdır.
Nevcihan Oluşum, 2018 yılında 87 yaşında vefat etti. Gaziveren’de toprağa verildiğinde, geride sadece onurlu bir isim değil, Rum yalanlarının yüzüne tokat gibi çarpan canlı tanıklıklar bıraktı.
Hazırlanan “Cyprus Conflict: A Thousand Words; The Voice Behind the Image” belgeselinde bizzat kendi sesinden ve oğullarının ağzından dökülen feryat, bu Ada’da asıl kimin zulme uğradığını, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlamaktadır.
BARIŞ YALANLA İNŞA EDİLEMEZ
Kıbrıs’ta kalıcı bir huzur ve barış iklimi arzulanıyorsa, bu yol her şeyden önce dürüstlükten ve tarihi gerçeklerle yüzleşmekten geçer. Bir kadının, bir annenin en mahrem, en ağır acısını çalıp, onu katledenlerin safına montajlamak insanlık onuruna ve savaş ahlakına sığmaz.
Rum yönetimi; işlediği tarihsel suçlardan utanmak, şehit ettiği Hüseyin Niyazi’lerden, acısını yağmaladığı Nevcihan Oluşum’lardan ve toplu mezarlara gömdüğü masum Türk halkından özür dilemek zorundadır. Yalanlarla örülü anıtlar ve heykeller, hakikatin sarsılmaz duvarına çarparak yıkılmaya mahkûmdur.
TÜRK DÜŞMANLIĞI AŞILIYORLAR
1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında mücahit olarak görev yapan, daha sonra devlette önemli görevlerde bulunan yazar Sabahattin İsmail, Rumların yalanlarını her fırsatta gündeme getiriyor. İsmail, Rum yönetimine şöyle seslendi:
“Gerçekten bu Ada’da barış istiyorsanız, yaptığınız bu sahtekarlığa artık son verin, cinayetlerinizden utanın, bu yalanı durdurun, Türk düşmanlığı aşılayan anıt ve heykelleri kaldırın, 1963’ten beri tüm Türk köylerinde işlediğiniz cinayetler ve toplu katliamlar için Türk halkından özür dileyin!
Rum yönetimi, 1974’te sözde ‘savaş suçlarına’ maruz kalan Rum kadınlarını anmak için bir anıt dikme kararı aldı. Lefkoşa’da, en işlek meydanlardan birine dikilecek anıtla, genç kuşaklara Türk düşmanlığı aşılamayı hedefliyorlar.
Grivas gibi eli kanlı faşist bir katilin ve onlarca cani EOKA’cının heykellerini her tarafa diken Türk düşmanı bir yönetimden başka türlüsü beklenemezdi. O nedenle şaşırmadım. Asıl şaşırdığım, ben ve birçok kişi defalarca yalanlarını yüzlerine vurmamıza, gerçeği haykıran belgeseller yapılmasına ve hatta bu konuda İngiliz basınında da yaptıkları sahtekarlığı teşhir eden yayınlar çıkmasına karşın, hala büyük bir yalanı ısrarla yaymalarıdır.”