Japonya liderliğindeki uluslararası bir ekibin tanımladığı ve Candidatus Sukunaarchaeum mirabile adını verdiği bu yaşam formu, bilinen hiçbir biyolojik kategoriye tam olarak uymuyor. Bu canlı, "Arkealar" (Archaea) grubuna ait olmasına rağmen, yaşamı o kadar sadeleştirmiş durumda ki; hücresel bir varlık ile bir virüs arasındaki o ince, belirsiz sınırda hayatta kalıyor.
İşte bu tuhaf mikroorganizmayı bilim dünyasında bir anda "yaşayan fosil" statüsüne yükselten 3 çarpıcı özelliği...
MİNİMALİZMİN SINIRLARI (REKOR KIRAN KÜÇÜK GENOM)
Bu canlının DNA'sı sadece 238.000 baz çiftinden oluşuyor. Bu rakam, daha önceki rekor sahibi minik akrabasının (Nanoarchaeum equitans) bile yarısı kadar.
Genomunun neredeyse tamamı sadece kendini kopyalamak (çoğalmak) için kodlanmış. Enerji üretmek, vitamin sentezlemek veya amino asit yapmak gibi normal bir hücrenin yapması gereken temel yaşamsal fonksiyonların hiçbirine sahip değil.
NEDEN VİRÜS DEĞİL? (TUHAF BİR PARAZİT)
İhtiyaç duyduğu enerjiyi ve besini Citharistes regius adlı bir deniz planktonunun (konakçısının) içine sızarak çalıyor ve ona hiçbir fayda sağlamıyor. Bu yönüyle tam bir parazit gibi davranıyor.
Onu virüslerden ayıran en kritik fark ise şu: Virüsler çoğalmak için konakçının mekanizmalarını (ribozomlarını) ele geçirir. Ancak Sukunaarchaeum, bu kadar küçük olmasına rağmen kendi haberci RNA'sını ve ribozomlarını kendi üretiyor. Yani o, sadece "çoğalma çekirdeğini" koruyan son derece ilkel bir hücre kalıntısı.
DÜNYA'NIN İKLİMİNE VE UZAY ARAŞTIRMALARINA (ASTROBİYOLOJİ) ETKİSİ
Bu asalak canlı, okyanuslardaki karbon döngüsünü sağlayan ve deniz canlılarını besleyen planktonların içinde yaşıyor. Bilim insanları, bu gizli "yolcuların" okyanusun metabolizmasını ve iklimini doğrudan etkileyebileceğini düşünüyor.
Astrobiyologlar Mars'ta veya Jüpiter'in uydularında yaşam ararken hep "kendi kendine yeten" tam hücreler arıyorlardı. Bu keşif, uzaylı yaşam formlarının tıpkı bu canlı gibi aşırı bağımlı, kısıtlı ve başka organizmaların içine saklanmış genetik yolcular olabileceğini kanıtlıyor.
Sukunaarchaeum, yaşamın sadece "tam teşekküllü hücreler" ve "virüsler" olarak ikiye ayrılamayacağını; doğada hayatta kalmak için akıl almaz stratejiler geliştiren, çıplak gözle göremediğimiz devasa bir "gri alan" (geçiş formu) olduğunu bize kanıtladı.