Normal bir odada ses seviyesi ortalama 30 desibel civarındayken, bu özel alanlarda değerler -9 ile -20 desibel arasına kadar düşüyor. Bu, insan kulağının alışık olduğu tüm çevresel seslerin neredeyse tamamen yok olması anlamına geliyor.
Dış dünyadan hiçbir uyarı alamayan beyin, bu kez içe dönüyor. Odaya girenler birkaç dakika sonra kalp atışlarını, nefes alıp verişlerini ve hatta damarlarında dolaşan kanın sesini duymaya başlıyor. Sessizlik, rahatlatıcı olmaktan çıkıp rahatsız edici bir deneyime dönüşüyor.
DENGE KAYBI VE MİDE BULANTISI
Uzmanlara göre asıl sorun yalnızca zihinsel değil, fiziksel. İnsan vücudu yönünü ve dengesini kısmen ses yansımaları sayesinde algılıyor. Yankının tamamen sıfır olduğu bu odalarda, beyin referans noktalarını kaybediyor.
Orfield Laboratuvarları'nın kurucusu Steven Orfield, bu durumu şu sözlerle özetliyor:
"Sessizlik arttıkça, duyduklarınız daha korkutucu hale gelir."
Katılımcılar kısa sürede baş dönmesi, mide bulantısı ve yön duygusunun kaybı gibi belirtiler yaşamaya başlıyor.
45 DAKİKALIK SINIRIN NEDENİ HALÜSİNASYONLAR
Bu odalarda kalış süresinin 45 dakika ile sınırlandırılmasının en önemli nedeni ise halüsinasyon riski. Beyin, mutlak sessizliği tolere edemediğinde, eksik duyusal bilgiyi kendi ürettiği seslerle tamamlamaya çalışıyor. Bu da yoğun kaygıya ve gerçeklik algısında bozulmaya yol açıyor.
Deneyime katılanların büyük bölümü 15–20 dakika içinde dayanamayarak dışarı çıkmak istiyor, bazıları ise kapıya yönelip yardım talep ediyor.