Çapı bir metreyi, ağırlığı ise 9 kilogramı aşan yapısıyla dünyanın en büyük tekil çiçeği rekorunu elinde bulunduran Rafflesia arnoldii, bitkiler alemindeki genel kuralların dışına çıkan genom yapısı ve yaşam şekliyle bilim dünyasının odağında yer almaya devam ediyor. Yapılan araştırmalar, devasa boyutlardaki bu çiçeğin fotosentez yapmasını sağlayan kloroplast genomunu tamamen kaybettiğini ve ihtiyacı olan genetik materyalin önemli bir kısmını konakçı bitkiden aktardığını gösteriyor.

KÖKÜ, GÖVDESİ VE YAPRAĞI YOK

Britannica ve Harvard Magazine’de yer alan bilgilere göre; Rafflesia, klasik bir bitki yapısına sahip değil. Kökü, gövdesi ve yaprakları bulunmayan organizma, tüm yaşamını Sumatra ve Borneo’nun dağlık ormanlarındaki Tetrastigma cinsi tropikal asmaların dokuları arasında iplikçik ağları şeklinde sürdürüyor.

Yalnızca üreme döneminde dışarı çıkan bitki, yaklaşık bir metre çapındaki beş loplu etli çiçeğini açıyor. Çiçeklenme süresi yaklaşık bir hafta sürerken, çiçeğin yaydığı çürümüş et kokusu leşçil sinekleri çekerek tozlaşmayı sağlıyor. Tam parazit sınıfında yer alan Rafflesia, tüm besinini üzerinden beslendiği asmadan karşılıyor.

KLOROPLAST GENOMU TAMAMEN KAYBOLMUŞ DURUMDA

Sıradan bitkilerde fotosentez süreçlerini yöneten kloroplast genomu, Rafflesia türlerinde işlevini kaybetmiş durumda. Rafflesia lagascae üzerinde yürütülen DNA dizileme çalışmalarında, kloroplast genlerine ait parçaların normal bir bitkide bulunması gerekenin yüzde 10’undan az olduğu ve bu parçaların işlevsel okunma çerçevelerine sahip olmadığı tespit edildi.

Kaynak olarak ekle

Plants, People, Planet dergisinde 2025 yılında yayımlanan güncel bir araştırma, Rafflesia’yı kloroplast genomunu tamamen kaybetmiş iki bitki türünden biri olarak nitelendiriyor. Fotosentez yeteneğini kaybederek kloroplast genomundan tamamen kurtulan diğer tek organizma grubunun ise tek hücreli Polytomella algleri olduğu belirtiliyor.

GENOMUNUN ÖNEMLİ BİR BÖLÜMÜ KONAKÇI ASMADA N AKTARILDI

Araştırmalar, Rafflesia’nın kaybettiği genetik fonksiyonları konakçısından gerçekleştirdiği "yatay gen transferi" ile telafi ettiğini gösteriyor. Harvard Üniversitesi araştırmacılarının aktardığı verilere göre:

Çiçeğin aktif nükleer genomunun %2 ila %3’ü, mitokondriyal genomunun ise %50’ye varan bölümü konakçı asma türlerinden aktarılan genlerden oluşuyor.

2012 yılında BMC Genomics’te yayımlanan ve 50 santimetre çapındaki Rafflesia cantleyi türünü inceleyen çalışmada, konakçıdan transfer edilmiş 49 farklı gen tespit edildi. Bu genlerin solunum ve metabolizma gibi temel hayati fonksiyonları üstlendiği belirlendi. Evrimsel analizler, parazit ile konakçı asma arasındaki bağın en az 115 milyon yıllık bir geçmişe sahip olduğunu gösteriyor.

Cai ve ekibi tarafından 2021 yılında gerçekleştirilen bir diğer araştırma ise Rafflesia ile Tetrastigma asması arasındaki konakçılık ilişkisinin, Tetrastigma cinsinin ortaya çıkışından daha eski bir döneme dayandığını ve bitkinin geçmişte aynı familyadan farklı tırmanıcı türleri de konak olarak kullandığını ortaya koydu.

TÜRLERİN ÇOĞU YOK OLMA TEHLİKESİYLE KARŞI KARŞIYA

Britannica verilerine göre bünyesinde yaklaşık 42 tür barındıran Rafflesia cinsi, doğal orman alanlarının tahrip olması ve yasadışı toplama faaliyetleri nedeniyle yüksek risk altında bulunuyor. Araştırmacılar, türün korunması ve yapay ortamda yetiştirilebilmesi için tohum biyolojisi ve transkriptom yapısı üzerindeki çalışmaların kritik önem taşıdığını vurguladı.