Bugüne kadar sadece %26'sı yüksek çözünürlükle haritalanabilen okyanus tabanı, bir sırrını daha açık etti. Nazca Sırtı bölgesinde yapılan araştırmada tam 3 bin 109 metre yüksekliğinde devasa bir su altı dağı keşfedildi. Bu rakam, bu dağın sadece Dubai'deki Burj Khalifa (dünyanın en yüksek binası) binasından dört kat büyük olduğunu değil, aynı zamanda Yunanistan'ın en yüksek zirvesi olan Olimpos Dağı'nı da geride bıraktığı anlamına geliyor.
DENİZİN DİBİNDEN ÇIKAN DAĞ
Bilim dünyasını heyecanlandıran bu devasa dağın yamaçları, sadece coğrafi bir keşif değil, aynı zamanda dünya üzerinde çok az insanın görebildiği masalsı bir yaşam alanı sunuyor. Araştırmacılar, bu karanlık derinliklerde "Uçan Spagetti Canavarı" olarak bilinen ve ismine yakışır bir tuhaflığa sahip olan Bathyphysa sifonoforunu görüntülemeyi başardı. Gövdesinden sarkan karmaşık uzantılarıyla adeta bir deniz altı hayaletini andıran bu canlı, okyanusun ne denli sıra dışı formlar barındırabileceğini bir kez daha kanıtladı.
DAHA KEŞFEDİLMEMİŞ ÇOK ŞEY VAR
Keşif gezisinin en büyük sürprizlerinden biri de Promachoteuthis cinsi mürekkepbalığı ile karşılaşılması oldu. Bu tür o kadar nadir ki, tıp ve bilim dünyasının bu canlı hakkındaki tüm bilgisi 1800’lü yılların sonlarında toplanmış birkaç cansız örneğe dayanıyordu. Canlı ve doğal ortamında görüntülenen bu gizemli mürekkepbalığı, Nazca Sırtı’nın nasıl bir biyolojik hazine sandığı olduğunu gözler önüne serdi. Ayrıca "Caspar" lakabıyla bilinen şeffaf ve sevimli ahtapotun Güney Pasifik’te ilk kez görülmesi, bölgedeki ekosistemin sınırlarının ne kadar geniş olduğunu ortaya koydu.
Bu dev su altı dağının kayalık yamaçları, aslında dünyanın en eski ve en el değmemiş bahçelerine ev sahipliği yapıyor. Araştırma ekibi, dağın zirvesine yakın bölgelerde üç tenis kortu büyüklüğünde, binlerce yıllık antik mercan ve süngerlerden oluşan devasa bir koloni keşfetti. Bu derin deniz bahçeleri, suyun binlerce metre altında akıntılardan beslenerek yüzyıllardır bozulmadan varlığını sürdürüyor.
KEŞFEDİLMEYİ BEKLEYEN ÇOK ŞEY VAR
Schmidt Okyanus Enstitüsü yetkilileri, bu keşiflerin sadece merak gidermek için değil, gezegenimizin geleceğini korumak için yapıldığını vurguluyor. Okyanus tabanının henüz dörtte üçünün haritalanmamış olması, koruma politikalarında büyük bir boşluk yaratıyor. Bilim insanları, Nazca Sırtı’ndaki bu muazzam çeşitliliğin belgelenmesinin, bu bakir alanların yasal olarak korunmasını sağlayacak uluslararası anlaşmalara zemin hazırlayacağını umuyor. Henüz görmediğimiz bu devasa dağlar ve onların gizemli sakinleri, aslında dünyamızın biyolojik dengesinin en kritik parçalarından birini oluşturuyor.