İzmir’de 30 Ekim 2020’de meydana gelen depremden 25 gün sonra Bayraklı İlçesinin Yamanlar Dağı’nda 375 hektar alan Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle orman vasfından çıkarıldı, sit statüsü düşürüldü.
Şehir Hastanesinin üst kısmındaki bu alanın yapılaşmaya açılacağı öğrenilince, Türk Mimar Mühendis Odaları Birliği (TMMOB), birçok sivil toplum kuruluşu uzmanı ve hukukçular buna karşı çıktı. İktidar yetkilileri, depremden zarar gören yurttaşlar için TOKİ konutları yapılacağını belirtti ve bölgenin geniş bir kısmı rezerv alan ilan edildi. Deprem mağdurları için 1200 konut ihtiyacı olmasına rağmen 7 bin konutluk proje hazırlanması dikkat çekti.
DEPREM FELAKETİNDEN KAÇARKEN SEL FELAKETİNE SÜRÜKLENME
TMMOB ve STK temsilcileri yer seçiminin bilime ve hukuka aykırı olduğunu belirtti. İmar planı ve koruma statülerine aykırı olduğunu açıkladı.
Deprem bahanesiyle yeni inşaat rantı yaratılmak istendiğini öne sürdü. Ayrıca, Laka Deresi ve Havzasının bulunduğu söz konusu yerin erozyon ve sel bölgesi olduğu vurgulandı. 1995’te Laka Deresi’nden yerleşim birimlerine gelen sel sonucu 65 yurttaşın hayatını kaybettiği hatırlatıldı. Sonraki yıllarda da sel can almaya devam etmişti. Uzmanlar, “Deprem felaketinden kaçarken sel felaketine zemin hazırlanmamalıdır” demişti.

TOKİ YARGI SÜRECİNİ BEKLEMEDEN KONUT YAPTI
Ege Çevre Platformu (EGEÇEP), Türkiye Ormancılar Derneği, Doğal Hayatı Koruma Vakfı, Doğa Derneği, Dönemin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Ekoloji Avukatları Arif Ali Cangı, Senih Özay, Murat Fatih Ülkü, Ertuğrul Barka ve birçok yurttaş üç ayrı iptal davası açtı. Yüksek mahkeme Danıştay, 18 Ocak 2023’te oybirliğiyle yürütmeyi durdurma kararı verdi. Fakat, yargı sürecini beklemeyerek inşaat faaliyetini sürdüren TOKİ 3 bin konutluk binaların yapımını tamamladı.
ALAN YANDI, YENİDEN ORMAN VASFINDAN ÇIKARILDI
15-16 Ağustos 2024 günlerinde söz konusu alanın büyük kısmı yandı. Yangından iki hafta sonra, 31 Ağustos’ta, aynı bölgenin orman sınırları dışına çıkarılmasına ilişkin yeni bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarıldı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na devredildi. Bu kapsama, yanmayan 90 hektar da dahil edildi. Yanan alanlar ise yeniden ağaçlandırılmadı.
72 DÖNÜMLÜK PARSEL 6 MİLYAR LİRAYA SATILDI
Burasının 72 dönümlük kısmı, bakanlığa bağlı Emlak Konut GYO tarafından iki parsel halinde satışa çıkarıldı. 26 Aralık 2025’te yapılan ihaleyi Enez İnşaat-SRL İnşaat ortaklığı 6 milyar 161 milyon lira bedelle aldı. SÖZCÜ’nün duyurduğu haber kamuoyunda yankı uyandırdı.
BİLİRKİŞİ KEŞİF YAPTI
Yürütmeyi durdurma kararından sonra bu gelişmeler olurken, devam eden dava doğrultusunda bilirkişi keşfi yapıldı. Danıştay 8. Dairesi’nin atadığı bilirkişi heyetinin incelemesine Türkiye Ormancılar Derneği Avukatı Kemal Ayberk ile EGEÇEP Avukatları Defne Soyer ve İpek Sarıca da katıldı.
KEŞİF ANINDA YAĞMUR YAĞDI, BİLİRKİŞİLER TEHLİKEYE TANIK OLDU
Defne Soyer ve İpek Sarıca, keşif esnasında yağış olduğunu ve yağmur sularının yamaçtan yerleşim alanlarına doğru nasıl akıntılar yarattığını bilirkişi heyetinin gözleriyle gördüğünü söyledi. Bilirkişiler, yüzey akıntısının sürüklediği toprak, çakıl ve kaya parçalarının yarattığı tehlikeye de sahada tanık oldu.
“CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ ANAYASA’YA AYKIRI”
Avukatlar, yanan orman alanlarının Anayasa’nın 169. maddesi gereğince mutlak biçimde korunması gerekirken dava konusu işlemle orman sınırı dışına çıkarılmasının hem Anayasa’ya hem Orman Kanunu’na açıkça aykırı olduğunu söyledi, “Bu nedenle işlemin hukuka aykırılığı keşfe dahi gerek bırakmayacak ölçüde açık” dedi. Ayrıca, alanın sadece ağaçlardan ibaret olmadığı, hayvancılık faaliyetleri, yabani yaşam ve endemik bitki türleri açısından da önemli bir ekosistem niteliği taşıdığı vurgulandı.
KENTİ KORUMAK İÇİN YEŞİL KUŞAK OLUŞTURULMUŞTU
Can kayıplarına ve yıkımlara sebep olan sel felaketleri anımsatıldı. Bu afetlerin ardından sel ve taşkın riskini azaltmak amacıyla başlatılan çalışmalara atıf yapıldı. 2024’teki yangından önce, Orman Genel Müdürlüğü’ne tahsis edilen 1.326 hektarlık alanda, Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü tarafından, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZSU’nun katkı ve koordinasyonuyla binlerce kilometre teraslama, tersip bentleri ve erozyon kontrolü uygulamaları yapıldığı, havzanın farklı bölümlerinde kapsamlı ağaçlandırma çalışmaları gerçekleştirildiği belirtildi. Bu süreçte Poligon Havzası’na 111 bin, Laka Deresi Havzası’na ise 43 bin fidan dikildiği kaydedildi. Böylece, yüzeysel akış ve erozyonun önemli ölçüde kontrol altına alındığına, İzmir kent merkezini afet risklerine karşı koruyan Yeşil Kuşak alanının en önemli parçalarından biri haline geldiğine dikkat çekildi.
“BU BİR YAŞAM HAKKI MESELESİDİR”
Kamu kaynakları ve yılların emeğiyle oluşturulan bu alanın fiilen ve hukuken orman niteliği kazanarak aynı zamanda bölgeye özgü endemik türler için de önemli bir yaşam alanına dönüştüğüne işaret edildi. Ayrıca, yoğun hava kirliliği baskısı altındaki İzmir’de orman ve yeşil alanların kente nefes aldıran yaşamsal önem taşıdığı ve bu alanların korunmasının yalnızca çevresel değil aynı zamanda kamusal sağlık ve yaşam hakkı meselesi olduğu özellikle vurgulandı.
“SEL FELAKETİ RİSKİ ÜÇ KAT ARTACAK”
Avukatlar, ikinci çevre yolu projesinin bu alandan geçmesinin planlandığı ve söz konusu hattın boydan boya yapılaşmaya açılarak rant yaratılmasının hedeflendiği endişesi dile getirildi. Hukukçular, yürütmenin durdurulması kararı geciktikçe yapılaşma süreçleri nedeniyle kamu zararının büyüyeceğini söyledi. Eğer bu hat boyunca betonlaşma gerçekleşirse sel felaketi riskinin üç kat artarak ölümcül tehlikeler getirmesinin kaçınılmaz olacağı belirtildi.
HUKUKA VE BİLİME DAVET
EGEÇEP Avukatları açıklamasını şöyle tamamladı:
“İzmir’in geçmişte ağır bedeller ödediği afetlerin yeniden yaşanmaması, kentin doğal yaşam alanlarının ve ormanlarının korunması, kamu yararı ve hukukun üstünlüğünün gözetilmesi için tüm yetkili kurumları yargı kararlarına ve bilimsel gerçeklere uygun hareket etmeye; kamuoyunu ise İzmir’in geleceği açısından yaşamsal öneme sahip bu doğal alanların korunmasına sahip çıkmaya davet ediyoruz.”