Thingvallavatn Gölü'nün kuzey kesiminde bulunan Silfra, yalnızca dalış tutkunlarının değil, bilim insanlarının da ilgi odağı durumunda. Bölgedeki suyun olağanüstü berraklığı sayesinde görüş mesafesi uygun koşullarda 100 metreyi aşabiliyor. Bu özellik, Silfra'yı dünyanın en net görüş sunan dalış noktalarından biri haline getiriyor.
Silfra'yı özel kılan unsurlardan biri de suyun kaynağı. Langjökull Buzulu'ndan eriyerek gelen sular, yer altına sızdıktan sonra lav kayalarının arasından geçerek doğal şekilde filtreleniyor. Bu yolculuk onlarca yıl sürerken, bazı kaynaklara göre suyun yer altında 30 ila 100 yıl arasında kaldığı belirtiliyor. Yaklaşık 50 kilometrelik bu sürecin sonunda yüzeye ulaşan su son derece temiz ve içilebilir nitelik taşıyor.

LAV KAYALARI ARASINDA ONLARCA YIL SÜREN YOLCULUK
Uzmanlara göre Silfra'daki berraklığın temel nedeni, suyun gözenekli volkanik kayaçlardan geçerek doğal biçimde arıtılması. Bu süreç sırasında tortuların büyük bölümü filtreleniyor ve ortaya olağanüstü bir görüş mesafesi çıkıyor. Yıl boyunca 2 ila 4 derece arasında kalan su sıcaklığı da bölgenin karakteristik özellikleri arasında yer alıyor.
Silfra'nın bulunduğu bölge, İzlanda'yı şekillendiren jeolojik hareketlerin en net görülebildiği alanlardan biri olarak kabul ediliyor. Tektonik plakaların hareketi nedeniyle bölgede yeni çatlaklar oluşurken mevcut yarıklar da zamanla genişlemeye devam ediyor. Araştırmalar, plakalar arasındaki ayrılmanın yılda yaklaşık 2 santimetre hızla sürdüğünü gösteriyor.

SANILANDAN ÇOK DAHA ESKİ ÇIKTI
Turistik kaynaklarda Silfra'nın 1789 yılında meydana gelen bir deprem sonucu oluştuğu sıkça dile getirilse de milli park yetkilileri bunun tam olarak doğru olmadığını belirtiyor. Jeolojik kayıtlar, yarığın en az bin yıldır var olduğunu ve depremlerin mevcut yapıyı değiştirmiş olabileceğini ortaya koyuyor.
Bugün binlerce ziyaretçiyi ağırlayan Silfra, yalnızca bir dalış noktası olarak değil, Dünya'nın jeolojik geçmişini gözler önüne seren doğal bir laboratuvar olarak da değerlendiriliyor. Buzul suları, volkanik kayaçlar ve kıtaları birbirinden ayıran tektonik hareketlerin aynı noktada buluşması, bölgeyi gezegenin en sıra dışı doğal alanlarından biri haline getiriyor.