Sovyetler Birliği’nin Murmansk bölgesinde yürüttüğü sondaj, 1990’ların başında yerin yaklaşık 12 kilometre altında 180 dereceyi aşan sıcaklıklar nedeniyle durduruldu. Bu seviyede kayaçların sertliğini kaybederek plastik benzeri bir yapıya büründüğü ve sondaj ekipmanlarının çalışamaz hale geldiği belirlendi.

SONDAJ NEDEN DURDU?

Jeologların ölçümlerine göre derinlik arttıkça sıcaklık öngörülenin çok üzerine çıktı. Matkap uçları erime noktasına yaklaşırken, kayaçların beklenenden farklı davrandığı görüldü. Bu durum, daha derine inilmesini teknik olarak imkânsız hale getirdi ve proje resmen askıya alındı. Ancak Kola Sondajı’nı küresel çapta tanınır kılan asıl unsur, çalışmalar sırasında alınan ses kayıtları oldu.

"CEHENNEMİN SESİ" KAYITLARI

Sondajın en derin noktasına indirilen ısıya dayanıklı mikrofonlar, yer altından gelen yoğun ve düzensiz uğultular kaydetti. Kayıtlardaki sesler, bazı frekanslarda insan çığlıklarını andıran bir yapı gösterdi. Bu durum, medyada “Cehennemin Sesi” başlığıyla yer aldı ve kısa sürede efsaneye dönüştü.

Bilim insanları seslerin, yüksek basınç altındaki kayaç hareketleri ve gaz boşalmalarından kaynaklanan akustik titreşimler olduğunu açıkladı. Ancak Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte projenin birçok verisinin kaybolması, kayıtların kaynağına dair net bir raporun yayımlanmasını engelledi.

YERİN ALTINDAN ÇIKAN BİLİMSEL BULGU

Kola Sondajı yalnızca ses kayıtlarıyla değil, jeolojiye dair bulgularıyla da dikkat çekti. Araştırmacılar, yerin 7 kilometre altında sıvı suya rastladı. Bu suyun yüzeyden sızmadığı, minerallerin içindeki hidrojen ve oksijenin yüksek basınç altında birleşmesiyle oluştuğu tespit edildi.

Ayrıca derinliklerde mikroskobik fosil izlerine rastlanması, yaşamın sınırlarına dair mevcut kabulleri sorgulattı. Bu bulgular, yerkabuğunun sanılandan çok daha karmaşık bir yapıya sahip olduğunu ortaya koydu.

BUGÜN SADECE MÜHÜRLÜ BİR DELİK KALDI

Kola’daki sondaj alanı bugün tamamen terk edilmiş durumda. Yalnızca 23 santimetre çapındaki kuyu, kalın bir çelik kapakla kapatılmış halde duruyor. Dünya’nın merkezine olan mesafenin yalnızca çok küçük bir bölümüne ulaşılmış olsa da, bu derinlik insanlığın yerkabuğuna dair sınırlarını net biçimde gösteren bir rekor olarak kabul ediliyor.