Modern devletlerin sınırlarını ve yerleşik yaşamı reddeden Bajau halkı, dünyanın geri kalanından farklı bir fiziksel gerçeklikte yaşıyor. Hayatları boyunca teknelerden veya su üzerindeki derme çatma evlerden ayrılmayan bu topluluk, biyolojik evrimin yaşayan en nadir örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.
KULAK ZARLARI BİLİNÇLİ OLARAK DELİNİYOR
Bajau bireyleri için deniz, sadece bir geçim kaynağı değil, ana vatanın kendisidir. Henüz çocuk yaşta dalış yapmaya başlayan Bajau çocuklarının kulak zarları, aileleri tarafından bilinçli olarak deliniyor. Bu radikal müdahale, derin suların yarattığı yüksek basınç ağrısını ortadan kaldırarak dalgıçların herhangi bir teknolojik ekipman kullanmadan 30 metre ve üzerindeki derinliklere rahatça inebilmesini sağlıyor.
NORMAL İNSANLARA GÖRE DALAKLARI %50 DAHA BÜYÜK
Bajau halkının biyolojisi, suyun altındaki optik kurallara da meydan okuyor. Normal bir insan gözü su altında ışığın kırılması nedeniyle bulanık görürken, Bajau çocuklarının gözleri suyun altında ışığı odaklayarak nesneleri tam netlikte fark edebiliyor.
Bilimsel araştırmalar, Bajau halkının sadece alışkanlıklarla değil, genetik olarak da değiştiğini kanıtladı. Sürekli dalışın yarattığı oksijen ihtiyacını karşılamak için vücutlarının geliştirdiği adaptasyon sonucu, Bajau bireylerinin dalakları normal insanlara göre %50 daha büyük. Bu büyük dalak, kan dolaşımına daha fazla oksijen pompalayarak onların saatlerce yorulmadan su altında kalmalarına imkan tanıyor.
SINIRLARI OLMAYAN BİR HALK
"Dünyanın son gerçek deniz göçebeleri" olarak anılan Bajau'lar, pasaportları veya tapuları olmadan sınırsız bir denizde yaşıyor. Gün sonunda hiçbir yorgunluk belirtisi göstermeden avlanan bu halk, insanın doğaya en uç noktada uyum sağladığı, sınırların haritalarda değil, nefesin yettiği yerde bittiği bir kültürün temsilcisi olmayı sürdürüyor.