Kredi kartı kullanımında bütçe kontrolünü sağlamak amacıyla tercih edilen düşük limitli kartlar, tüketicilere harcama disiplini sunsa da finansal derecelendirme ve işlem esnekliği açısından çeşitli kısıtlamaları beraberinde getiriyor.

Bankacılık ve kredi derecelendirme sistemlerinde kritik bir parametre olan "Kredi Kullanım Oranı", tüketicinin toplam limitine kıyasla ne kadarlık harcama yaptığını esas alıyor.

Düşük limitli kartlarda yapılan harcamalar, toplam limitin büyük bir yüzdesini kapladığı için kredi kayıt büroları ve finansal kuruluşlar tarafından "yüksek risk" olarak değerlendirilebiliyor. Yüksek limitli bir kartta yapılan aynı miktardaki harcama ise düşük bir kullanım oranına denk geldiğinden kredi notuna olumlu yansıyabiliyor. 

TAKSİTLENDİRME SÜREÇLERİNİ DE DOĞRUDAN ETKİLİYOR

Harcama kapasitesinin sınırlı olması, ürün satın alımlarında taksitlendirme süreçlerini de doğrudan etkiliyor. Taksitli işlemlerde ürünün toplam bedelinin kart limitinden düşmesi nedeniyle, düşük limitli kartlarda kullanılabilir bakiye hızla tükeniyor ve aylık taksit ödemeleri yapıldıkça kademeli olarak açılıyor. Bu durum, acil durumlarda ihtiyaç duyulabilecek finansal hareket alanının kısıtlanmasına neden olabiliyor. 

BAZI AVANTAJLARDAN EKSİK KALIYOR 

Ayrıca bankaların sunduğu puan, mil ve özel indirim kampanyalarının önemli bir kısmı üst segment ve yüksek limitli kartlara tanındığından, düşük limitli kart sahipleri bu avantajlardan daha kısıtlı oranlarda yararlanabiliyor.

Kaynak olarak ekle

Finans uzmanları, yüksek limite sahip olmanın ve bu limitin ortalama yüzde 30'u kadar harcama yapmanın finansal itibar açısından daha dengeli bir model sunduğunu ifade etti.