Küresel para sisteminin tek bir merkeze (ABD dolarına) bağımlı olmasından rahatsız olan Asya bloku, sessiz ama derinden giden finansal devriminde vites yükseltti. Çin Merkez Bankası ve Hong Kong yönetimi, Hong Kong kentini dünyanın en büyük "off-shore" (Çin ana karası dışındaki) Yuan ve altın ticaret üssü yapmak için elindeki tüm mali imkanları seferber ettiğini duyurdu.

Doların "Güvenli Liman" Tekeline Altın Darbesi

Finansal krizlerde veya savaş korkusu yaşandığında dünyadaki tüm yatırımcılar geleneksel olarak iki şeye sığınır: ABD doları ve altın. Çin, bu denklemden doları çıkarmak için düğmeye bastı. Hong Kong’da yeni bir "Merkezi Altın Takas Sistemi" kuruldu ve dolar cinsinden altın vadeli işlemleri yeniden canlandırıldı. Ancak asıl büyük adım yolda; yakında doğrudan Yuan cinsinden altın ticareti başlayacak.

Hong Kong İdari Reisi John Lee, bu stratejiyi şu çarpıcı sözlerle özetledi: "Eğer altın dünyanın güvenli limanıysa, Hong Kong da altının güvenli sığınağı olacaktır." Kent, bu vizyon doğrultusunda altın ticaretine devasa vergi kolaylıkları getiriyor ve altın depolama kapasitesini 2030 yılına kadar 10 kattan fazla artırarak 2.000 tonun üzerine çıkarmayı hedefliyor. Bu durum, Asya'nın mevcut finans merkezi olan Singapur'a ve Batı'daki Londra/New York borsalarına doğrudan meydan okumak anlamına geliyor.

PARA MUSLUKLARI SONUNA KADAR AÇILDI

Sistemin tıkır tıkır işlemesi ve piyasada nakit sıkışıklığı yaşanmaması için Pekin yönetimi iki büyük finansal hamle yaptı:

Yatırım limiti artırıldı: Çinli yatırımcıların Hong Kong’dan kolayca tahvil (borç senedi) alabilmesini sağlayan "Bond Connect" sisteminin bütçesi 500 milyar yuandan 800 milyar yuana (yaklaşık 117,89 milyar dolar) çıkarıldı.

Kaynak olarak ekle

Nakit havuzu derinleştirildi: Hong Kong Merkez Bankası bünyesindeki acil nakit (likidite) fonu 200 milyar yuandan 500 milyar yuana yükseltildi.

Çin Merkez Bankası Başkanı Pan Gongsheng, küresel para sisteminin artık çok kutuplu hale geldiğini belirterek, "Dünyanın Yuan (Renminbi) talebi artık sadece basit bir alışveriş ödemesi olmaktan çıktı; büyük yatırımlar, krediler ve merkez bankalarının rezerv birikimleri için Yuan aranıyor" dedi.

PİYASALARI CANLANDIRACAK HAMLE

Hong Kong yönetimi, dünyayı bu sisteme çekmek için sadece yeni tahviller basmakla kalmıyor, bu tahvillerin borsada sürekli alınıp satılabileceği (ikincil piyasa) yeni bir elektronik platform kuruyor.

J.P. Morgan Asya Para Birimleri Müdürü Vikas Gupta'ya göre, Çin dışındaki Yuan piyasası (Dim Sum tahvilleri), gelecekte Çinli yatırımcılar ile küresel şirketler/devletler arasında en önemli finansal köprü olacak. Nitekim yabancı yatırımcıların bu piyasadaki riskten korunma kontratlarına (Swap Connect) olan talebi, geçen yıla göre %50 oranında artış gösterdi.

TÜRKİYE BU DENKLEMİN NERESİNDE?

Asya'dan gelen bu hamle, küresel finansal sistemin iki kutba (Batı ve Doğu) bölünme sürecini hızlandırıyor. Bu durum, Türkiye ekonomisi için hem ciddi çıkış yolları sunuyor hem de dikkatle yönetilmesi gereken riskler barındırıyor:

DOLAR BASKISINI AZALTMA FIRSATI

Yerel parayla ticaret: Türkiye, uzun süredir dış ticarette (özellikle Rusya, Çin ve İran ile) dolar yerine yerel para birimlerini kullanmayı savunuyor. Çin'in kurduğu bu güçlü Yuan-Altın ekosistemi, Türkiye'nin Çin ile olan devasa ticaret açığını finanse etmesinde ve dış ticarette dolar baskısını hafifletmesinde yeni bir alternatif olabilir.

Yeni kaynak ve borçlanma kapısı: Türkiye, bütçe açıklarını kapatmak veya büyük projeleri fonlamak için genellikle Batı (Londra/New York) piyasalarından yüksek faizle "Eurobond" (dolar/euro cinsinden borç senedi) ihraç ediyor. Hong Kong'daki bu yeni hareketlilik, Türkiye'nin Asya piyasalarında Yuan cinsinden (Dim Sum tahvilleri) daha uygun maliyetli borçlanabilmesinin önünü açabilir.

Rezerv güvencesi: Tıpkı Çin gibi Türkiye de son yıllarda Merkez Bankası rezervlerindeki fiziki altın payını artırıyor. Batı sistemine alternatif, vergisiz ve güvenli bir altın üssünün Asya'da kurulması, Türkiye'nin rezerv çeşitlendirme stratejisini destekler.

İKİ ATEŞ ARASINDA KALABİLİR

Batı ile entegrasyon krizi: Türkiye ekonomisi, üretim ve ihracat yapısı gereği hâlâ göbekten Avrupa ve ABD sistemine bağlı. En büyük ihracat pazarımız Avrupa Birliği ve Türk bankalarının borçlarının büyük kısmı dolar/euro cinsinden. Küresel sistem ikiye bölündükçe, Türkiye'nin hem Batı finansal sisteminde kalıp hem de Doğu'nun bu cazip alternatiflerine yönelmesi, "ikincil yaptırımlar" veya diplomatik baskılar doğurabilir.

Kısa vadeli fırtınalar: Doların küresel rezerv gücünün sarsılması, küresel piyasalarda büyük dalgalanmalara (volatiliteye) neden olur. Türkiye gibi gelişmekte olan ve dış finansmana ihtiyacı olan kırılgan ekonomiler, bu tür büyük güç savaşlarının yaratacağı piyasa fırtınalarından kısa vadede olumsuz etkilenebilir.

Sonuç olarak Asya'nın bu hamlesi, Türkiye'ye Batı bağımlılığını azaltmak için stratejik bir nefes olmayı sunuyor. Ancak bu yeni düzenden kazançlı çıkmak, Türkiye'nin Doğu ile Batı arasındaki finansal teraziyi çok hassas bir şekilde dengede tutabilmesine bağlı.