Bugün mutfağımızda duran, canımız çekmediğinde dönüp yüzüne bile bakmadığımız birçok yiyecek, aslında sömürgecilik savaşlarının, devasa vergilerin ve tarihin en büyük ticaret hamlelerinin arkasındaki gizli kahramanlardı. Eski dünyada sadece kralların, asillerin ve elit tabakanın rafine zevkini temsil eden bu ürünler, günümüzde sıradan birer süpermarket ürününe dönüştü.

1. Şeker

Bugün paketini bir liraya aldığımız şeker, Orta Çağ Avrupası’nda Orta Doğu ve Hindistan'dan binbir güçlükle getirilen egzotik bir lükstü. 

Sadece en zenginlerin sofrasında bir "baharat" veya eczacıların elinde bir "ilaç" olarak yer bulabiliyordu. Şeker pancarı ve kamışı endüstrisi kurulunca saraylardan evlerimize indi.

2. Baharatlar:

Karabiber, tarçın, karanfil ve muskat... Orta Çağ’da bu baharatlara sahip olmak, bugünün jet dertlerine sahip olmakla eşdeğerdi. 

Statü sembolü olan bu kokular o kadar pahalıydı ki, Avrupalı devletler aracılara para kaptırmamak için Coğrafi Keşifler’i başlattı. Yani bugün yemeğe ektiğiniz karabiber, aslında Amerika’nın keşfedilme sebebi...

3. Çikolata: 

İspanya, Fransa ve İngiltere saraylarında çikolata, porselen fincanlarda yudumlanan ve sadece elitlerin erişebildiği lüks, acı bir içecekti. Kakao çekirdekleri nadirdi, şeker ise zaten ateş pahasıydı. Sanayi çağıyla birlikte kalıplara dökülen çikolata, ancak o zaman çocukların neşesi haline gelebildi.

4. Çay:

Çin ve Japonya’dan aylar süren deniz yolculuklarıyla Avrupa’ya getirilen çay, kelimenin tam anlamıyla "altın" fiyatına satılıyordu. Victoria ve Albert Müzesi kayıtlarına göre, zenginler misafirlerine zenginliklerini kanıtlamak için çay ikram ederdi.

Kaynak olarak ekle

5. Kahve: 

Etiyopya ve Arap Yarımadası'ndan 17. yüzyılda Avrupa'ya ulaşan kahve, ilk etapta sadece filozofların, zengin elitlerin ve aristokratların gittiği elit kahvehanelerde tüketiliyordu. Sömürge yönetimlerinin devasa kahve plantasyonları kurmasıyla her sabah içtiğimiz o sıradan içeceğe dönüştü.

6. Tuz:

Bugün masada duran tuz, geçmişte krallıkların ekonomisini ayakta tutan en stratejik malzemeydi. Yiyecekleri korumanın tek yolu olduğu için hükümetler tuzdan o kadar büyük vergiler alırdı ki, tuz ticareti tamamen bir devlet ve güç meselesi haline gelmişti.

7. Ananas:

17. ve 18. yüzyıl Avrupası'nda ananas yemek neredeyse imkansızdı. Tropikal bölgelerden bozulmadan getirilmesi ya da devasa seralarda servet harcanarak yetiştirilmesi gerekiyordu. Öyle ki, asilzadeler partilerde zenginliklerini dosta düşmana göstermek için ananas kiralıyor, onu yemiyor, sadece masanın ortasında sergiliyorlardı.

8. İstiridye:

İstiridyenin tarihi biraz karmaşık. Romalılar döneminde uzak denizlerden getirilen bir elit yiyeceğiyken, Victoria döneminde işçi sınıfının ucuz protein kaynağı oldu. Bugün hala bazı lüks restoranlarda pahalı olsa da, eski dünyadaki o ulaşılamaz imajından çok uzak.

9. Dondurma: 

Buzdolaplarının olmadığı bir dünyada, yazın ortasında buz bulmak, onu muhafaza etmek ve dondurma yapmak devasa bir iş gücü gerektiriyordu. Bu yüzden dondurma, sadece kralların ve kraliçelerin yaz aylarında yiyebildiği saraylara özgü bir büyüydü.

10. Vanilya: 

Orta Amerika'ya özgü bir orkide türünden elde edilen vanilyanın tozlaşması ve yetiştirilmesi o kadar zordu ki, Avrupa uzun süre Meksika'ya bağımlı kaldı. Elle tozlaşma teknikleri geliştirilene kadar vanilyalı bir tatlı yemek, sadece en üst sınıfın harcıydı.