Yayımlanan çalışma, LOFAR İki Metre Gökyüzü Araştırması’nın üçüncü veri paylaşımı olan LoTSS-DR3 kapsamında gerçekleştirildi. Radyo dalgaları yayan kozmik nesnelerin bugüne kadarki en kapsamlı koleksiyonlarından birini sunan veri seti, evrendeki en aşırı olaylardan bazılarını da içeriyor. Bunlar arasında, süper kütleli kara deliklerden çıkan güçlü ışınların etkisiyle sıra dışı şekillere bürünen galaksiler de bulunuyor.

Araştırma, kuzey gökyüzünün yüzde 88’ini kapsıyor ve yıllar boyunca toplanan yaklaşık 13 bin saatlik gözlem verisine dayanıyor. Çalışmanın baş yazarı gökbilimci Timothy Shimwell, veri paylaşımının on yılı aşkın gözlem, veri işleme ve bilimsel analiz sürecinin ürünü olduğunu belirtti. Bulgular, Astronomy & Astrophysics dergisinde yayımlanan makalede detaylandırıldı.

Araştırma, LOFAR adı verilen düşük frekanslı radyo teleskop dizisi kullanılarak gerçekleştirildi. Geleneksel büyük çanak teleskoplardan farklı olan sistem, 52 istasyona yayılmış yaklaşık 20 bin antenden oluşuyor. Hollanda ve Avrupa’nın farklı ülkelerine dağılan bu antenler, tek tek sensörler gibi çalışabildiği gibi birlikte hareket ederek Avrupa büyüklüğünde dev bir radyo teleskobu gibi görev yapabiliyor.

Bilim insanları toplamda 18,6 petabayt veri işlediklerini ve bunun milyonlarca işlemci saatini gerektirdiğini açıkladı. Verilerin analizinde Almanya’daki Jülich Süper Bilgisayar Merkezi kullanıldı. Araştırmacılara göre bu proje, astronomide dev veri setlerinin depolanması ve işlenmesi açısından gelecekteki büyük ölçekli gözlemler için de önemli bir yol açtı.

LOFAR, gökyüzünün doğrudan fotoğrafını çekmek yerine on binlerce antenden gelen sinyalleri birleştirerek görüntüler oluşturuyor. Tek bir görüntü üretmek için saniyede 13 terabit ham veri işlenmesi gerekiyor. Ortaya çıkan görüntüler ise evrene alışılmışın dışında bir bakış sunuyor; örneğin Andromeda Galaksisi radyo görüntülerinde hayaletimsi bir kozmik gözü andırıyor.

Radyo dalgaları sayesinde araştırmacılar, ötegezegenleri, galaksi kümeleri arasındaki çarpışmaları ve süpernovaların oluşturduğu güçlü manyetik alanları inceleyebiliyor. Bu düşük frekanslı ışık türü, yoğun toz bulutlarının içinden geçebildiği için Samanyolu’nun gizli bölgeleri gibi normalde görülmesi zor alanların da incelenmesine imkân tanıyor. Böylece kara deliklerin kozmik evrimi nasıl şekillendirdiği ve genç yıldızların nasıl oluştuğu daha net gözlemlenebiliyor.

Verilerin kamuya açılmasıyla birlikte yeni bilimsel çalışmaların hız kazanması bekleniyor. Önceki LOFAR veri paylaşımlarında tek bir görüntüde 25 bin süper kütleli kara deliğin tespit edildiği hatırlatılırken, bu yeni veri setinin çok daha fazla keşfe kapı aralayacağı ifade ediliyor. LOFAR ayrıca Güney Afrika ve Avustralya’da kurulacak yeni nesil teleskop dizileri için önemli bir öncü proje olarak görülüyor.