Toledo Üniversitesi’nden astrofizikçi ve çalışmanın başyazarı Prof. Eli Visbal, JWST’nin elde ettiği spektral verilerde, bu yıldızların çok fazla yüksek enerjili foton yaydığına ve her birinin yaklaşık 100 Güneş kütlesinde olduğuna dair güçlü işaretler olduğunu belirtti. Bu veriler, Popülasyon III yıldızlarıyla ilgili teorik öngörülerle örtüşüyor.
JWST daha önce de Popülasyon III adayları gözlemlemişti, ancak araştırma ekibi LAP1-B'nin şimdiye kadar önerilen ilk örneklere göre üç temel teorik ölçütü birden karşıladığını belirtiyor: Düşük metal içeriğine sahip bir ortamda oluşmuş olması, yalnızca birkaç dev yıldızdan oluşan düşük kütleli bir küme içinde bulunması ve yıldız kütlelerinin dağılımına ilişkin teorik modele uyması.

LAP1-B'nin görünür hâle gelmesinde kütleçekimsel merceklenme etkisi belirleyici oldu. Einstein’ın öngördüğü bu fenomen sayesinde, MACS J0416 adlı daha yakın bir galaksi kümesi LAP1-B’nin ışığını bükerek teleskopa ulaştırdı. Bu sayede JWST, 13 milyar ışık yılı uzaklıktaki bu yıldız kümesini tespit edebildi.
JWST, aynı zamanda bu yıldızlardan gelen ışığın spektral çizgilerini de gözlemledi. Bu ışıklar başlangıçta ultraviyole dalga boyundaydı, ancak evrenin genişlemesi nedeniyle kızılötesine kaydı. JWST'nin kızılötesi gözlemler için optimize edilmiş olması, bu yıldızların görünmesini sağladı.
Bu yıldızların önemi sadece "ilk yıldızlar" olmalarında değil. Visbal’a göre, bu yapılar aynı zamanda galaksilerin nasıl oluştuğunu ve evrim geçirdiğini anlamamız için de bir anahtar sunuyor. Popülasyon III yıldızlarının, karanlık maddeyle çevrili küçük yapılarda oluştuğu ve bu yapıların daha büyük galaksilerin yapı taşlarını oluşturduğu düşünülüyor.