Sahadaki askeri gerçeklikler ile diplomatik hedefler arasındaki derin asimetri bir kez daha gözler önüne serilirken Gazze’deki ateşkes süreci, klasik çatışma çözümü literatüründe sıkça rastlanan "yıkıcı belirsizlik" stratejisiyle ikinci aşamaya evriliyor. 16 Ocak 2026 itibarıyla yürürlüğe giren bu yeni safhayı dört temel dinamik üzerinden okumak mümkün:
1. Trump Doktrini ve Barış Kurulu
Diplomasi tarihinde nadir görülen bir yapı olan "Barış Kurulu" (Board of Peace), uluslararası yönetimi kurumsal bir yapıdan ziyade, kişisel prestij ve ekonomik kaldıraçlara dayalı bir "işletme modeli"ne yaklaştırıyor. Donald Trump’ın başkanlık edeceği bu kurul, BM gibi çok taraflı mekanizmaların yerine, Washington merkezli ve hiyerarşik bir denetim mekanizmasını ikame ediyor. Bu, liberal enternasyonalizmden, "işlemsel diplomasi" (transactional diplomacy) modeline radikal bir kayışı temsil etmektedir.

2. Teknokrat Komite mi? Güvenlik ikilemi mi?
Ali Shaath liderliğindeki 15 kişilik Filistinli teknokrat komite, işlevsel bir "devletleşme" projesinin nüvesi olarak sunulsa da, ciddi bir "meşruiyet ve kapasite" sorunuyla karşı karşıya.
İsrail’in "tam silahsızlanma" talebi, Hamas’ın varoluşsal intiharı anlamına gelirken; Hamas'ın silah bırakmayı reddetmesi, "devlet dışı aktörlerin" asimetrik güçlerini koruma refleksi olarak tanımlanıyor.
Komitenin "silahlar yerine beyinlere" odaklanacağı iddiası, sahadaki sert güvenlik ikilemi çözülmeden romantik bir yaklaşım olarak kalma riski taşımakta.

3. Sarı Hat ve sahadaki çatışmalar
Sarı Hat, de facto bir tampon bölge yönetimidir. Siyaset biliminde bu tür "gri bölgeler", genellikle düşük yoğunluklu çatışmaların devam ettiği ve ateşkesin kırılganlığını besleyen alanlar. 400’den fazla çocuğun ölümüyle sonuçlanan ihlaller, taraflar arasındaki "stratejik güvensizliğin" bir sonucu. Ateşkes kağıt üzerinde başlasa da, sahadaki "yıpratma savaşı" taktiksel bir boyutta devam ediyor.

4. Diplomasi ve batık maliyet yanılgısı
Birinci aşamadan kalan Ran Gvili’nin naaşı meselesi, müzakerelerde teknik bir detay gibi görünse de, iç siyaset dengeleri açısından bir "veto noktası" teşkil ediyor. İsrail iç siyasetindeki sağ kanat baskısı, Netanyahu’yu çekilme takvimi konusunda belirsizliğe iterken; Hamas, elindeki bu son sembolik kozları tam çekilme garantisi almadan bırakmak istemiyor.
Gazze’deki bu ikinci aşama, bir "nihai barış" projesinden ziyade, çatışmayı kontrol edilebilir bir seviyeye indirmeyi amaçlayan bir "çatışma yönetimi" hamlesi. Başarı şansı; sahadaki "Uluslararası İstikrar Gücü"nün İsrail’in güvenlik kaygılarını ne ölçüde gidereceğine ve Trump yönetiminin Hamas üzerindeki bölgesel baskıyı (Mısır, Katar gibi ülkeler üzerinden) ne kadar mobilize edebileceğine bağlı.
Peki bu gerçekten bir "barış anlaşması" mı? Yoksa tarafların bir sonraki hamleye kadar güç topladığı ve sivil idarenin sorumluluğunu üzerlerinden atmaya çalıştığı geçici bir vesayet rejimi denemesi mi? Yanıtlar bazen zamanın akışında, bazen ise tarihin tekerrür eden en genç sayfalarında saklı olabilir...
*** AFP, ALARABIA english