Sorunun temeli yaklaşık bir asır öncesine dayanıyor. Ziyaretçilere balıkçılık imkanı sağlamak amacıyla 1915'ten 1972'ye kadar parkın göl ve akarsularına 9 milyondan fazla balık bırakıldı. Ulaşılması zor dağ göllerine balıklar özel kaplarla taşındı; bazı bölgelere at ve katırlardan oluşan yük ekipleriyle götürülerek doğrudan suya bırakıldı.

Uygulama 54 yıl önce sona ermesine rağmen bazı türler yeni ortamlarına uyum sağlayarak çoğalmaya devam etti. Bugün yaklaşık 35 dağ gölünde, o dönemde bırakılan balıklardan oluşan kalıcı popülasyonlar bulunuyor.

YERLİ EKOSİSTEM TEHDİT ALTINDA

Gökkuşağı alabalığı ve dere alabalığı gibi bölgeye sonradan getirilen türler, yeni ortamlarına hızla uyum sağladı. İnsan müdahalesi olmadan kendi kendine çoğalabilen bu popülasyonlar, göllerin doğal yapısını tamamen değiştirdi. Çünkü bu sularda yaşayan semenderler ve küçük su canlıları, geçmişte herhangi bir av baskısıyla karşı karşıya değildi.

Sonradan getirilen balıklar, yerli canlıları tüketmeye ve aynı besin kaynakları için onlarla rekabet etmeye başladı. Bilimsel araştırmalar da bu yıkıcı etkiyi açıkça gösteriyor. Balık bulunan göllerde kuzeybatı semenderinin larvalarına çok daha az rastlanırken, balıkların temizlendiği alanlarda semenderlerin yeniden çoğalmaya başladığı görülüyor.

Kaynak olarak ekle

ŞİMDİ GÖLLERDEN TEMİZLEMEYE ÇALIŞIYORLAR

Bir dönem milyonlarca balığı göllere bırakan park yönetimi, bugün ise doğal ekosistemi korumak için bu sonradan getirilen türlerin sayısını azaltmaya çalışıyor. Belirli göllerde özel arındırma çalışmaları yürütülürken, bir yandan da ekosistemi desteklemek amacıyla bu türlerin avlanmasına izin veriliyor.

Temel amaç, geçmişte doğal olarak balıksız olan dağ göllerini mümkün olduğunca eski biyolojik çeşitliliğine kavuşturmak. Ancak aradan geçen 54 yıla rağmen balıkların 35 gölde hâlâ baskın olması, bir asır önce yapılan bir hatanın doğadaki etkilerini silmenin ne kadar zor olduğunu gözler önüne seriyor.